>KÖZLENMİŞ PATLICANLA KARNIYARIK

>

Türk Gecesi- Turkish Night

Beslenme biçimleri, içinde bulunulan kültürel- coğrafi- ekolojik- ekonomik yapıya ve tarihsel sürece göre şekillenir.Uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileşim, Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların saraylarında gelişen yeni tatlar, mutfak kültürümüzün yapılanmasında rol oynamıştır.Türk mutfağı çorbası, et ve sebze yemekleri, hamurişleri, tatlıları, şerbetleri,pilavları ve daha nice özel lezzetleri ile dünya mutfakları arasında yerini almıştır. Sevgili Ayşe Yaman’ın öncülüğünde Türk mutfağından lezzetleri tanıtıyoruz bu etkinliğimizde

Ben etkinliğe en sevdiğim yemeklerin başını çekmekte olan Karnıyarık ile katılmak istedim…

Malzemeler: (6 kişilik)

  • 6 adet orta boy patlıcan
  • 3 adet orta boy domates
  • 1-2 diş sarımsak
  • 1 adet kuru soğan
  • 5-6 adet sivri biber (süslemek için ekstradan 3 adet gerekir)
  • 250 gr yağsız dana kıyma
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • tuz-karabiber-kırmızı biber
  • 1/2 çay bardağı mısırözü yağı
  • toz şeker

Patlıcanları yıkayıp ocağın üzerinde ya da fırının ızgarasında közlüyoruz. (Kök kokusunu içinize çekin, tabii seviyorsanız, bana göre muhteşem bir koku!!!)

Patlıcanlar közlenirken soğanlarımızı yemeklik doğrayıp, ince kıyılmış sarımsaklarla beraber bir tavada mısırözü yağımızda soteliyoruz.İnce doğradığımız sivribiberleri de soğanlarımıza ekleyip sotelemeye devam ediyoruz.Kıymayı da pişmekte olan malzemelere ekleyip kavuruyoruz. Yemeklik doğradığımız domatesleri ve salçayı katıp , baharatlarımızı ekliyor ve bir miktar su ilave ederek iç harcımızı yaklaşık 5 dk kadar pişiriyoruz.

Közlediğimiz patlıcanların kabuklarını soyup tepsimize diziyoruz. İçlerine bir çay kaşığı yardımı ile az miktarda şeker serpip (patlıcanın acısını alsın diye), hazırladığımız iç harcını patlıcanlarımıza paylaştırıyoruz.

Üzerlerini biber ile dekore edip, tepsimize az miktarda sıcak su döküyoruz.

Yaklaşık 200 derecede ısıtmış olduğumuz fırında ortalama yarım saat kadar pişiriyoruz.

Karnıyarığın kardeşleri : pilav ve cacık daha ne denir ki ?

Afiyetle Kalın !!!

** ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !!**

KÖZLENMİŞ PATLICANLA KARNIYARIK

Türk Gecesi- Turkish Night

Beslenme biçimleri, içinde bulunulan kültürel- coğrafi- ekolojik- ekonomik yapıya ve tarihsel sürece göre şekillenir.Uzun bir tarihsel süreç boyunca birbirinden farklı birçok kültürle yaşanan etkileşim, Selçuklu ve Osmanlı gibi imparatorlukların saraylarında gelişen yeni tatlar, mutfak kültürümüzün yapılanmasında rol oynamıştır.Türk mutfağı çorbası, et ve sebze yemekleri, hamurişleri, tatlıları, şerbetleri,pilavları ve daha nice özel lezzetleri ile dünya mutfakları arasında yerini almıştır. Sevgili Ayşe Yaman’ın öncülüğünde Türk mutfağından lezzetleri tanıtıyoruz bu etkinliğimizde
Ben etkinliğe en sevdiğim yemeklerin başını çekmekte olan Karnıyarık ile katılmak istedim…

Malzemeler: (6 kişilik)

  • 6 adet orta boy patlıcan
  • 3 adet orta boy domates
  • 1-2 diş sarımsak
  • 1 adet kuru soğan
  • 5-6 adet sivri biber (süslemek için ekstradan 3 adet gerekir)
  • 250 gr yağsız dana kıyma
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • tuz-karabiber-kırmızı biber
  • 1/2 çay bardağı mısırözü yağı
  • toz şeker

Patlıcanları yıkayıp ocağın üzerinde ya da fırının ızgarasında közlüyoruz. (Kök kokusunu içinize çekin, tabii seviyorsanız, bana göre muhteşem bir koku!!!)

Patlıcanlar közlenirken soğanlarımızı yemeklik doğrayıp, ince kıyılmış sarımsaklarla beraber bir tavada mısırözü yağımızda soteliyoruz.İnce doğradığımız sivribiberleri de soğanlarımıza ekleyip sotelemeye devam ediyoruz.Kıymayı da pişmekte olan malzemelere ekleyip kavuruyoruz. Yemeklik doğradığımız domatesleri ve salçayı katıp , baharatlarımızı ekliyor ve bir miktar su ilave ederek iç harcımızı yaklaşık 5 dk kadar pişiriyoruz.

Közlediğimiz patlıcanların kabuklarını soyup tepsimize diziyoruz. İçlerine bir çay kaşığı yardımı ile az miktarda şeker serpip (patlıcanın acısını alsın diye), hazırladığımız iç harcını patlıcanlarımıza paylaştırıyoruz.

Üzerlerini biber ile dekore edip, tepsimize az miktarda sıcak su döküyoruz.

Yaklaşık 200 derecede ısıtmış olduğumuz fırında ortalama yarım saat kadar pişiriyoruz.

Karnıyarığın kardeşleri : pilav ve cacık daha ne denir ki ?

Afiyetle Kalın !!!

** ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN !!**

>HÜZÜN VE NEŞE

>Haftasonum o kadar uç hisleri tadarak geçti ki.. Bugün sizlerle paylaşmak istedim duygularımı…Tıpkı başlığa yazdığım gibi hüznü, acıyı, ıstırabı yaşarken sevince, coşkuya da tanık oldum. Bu hayatımda ilk kez başıma geldiği için midir bilmem yaşamın ne kadar göreceli olduğunu, soluyacağınız havanın o gün nasıl olacağının açtığınız pencere ile birebir örtüştüğünü bir kez daha tanık olarak anlamış oldum..
Hepimiz kendi eksenimizde olanları yaşarken eksenlerin esasen ne kadar değişken olabileceğini gözlemledim.
Ölümü gördüm … Sevdiğini kaybetmenin acısını çekenlerin hislerine ortak olmaya gayret ettim. Diğer taraftan hayata yeni bir adım atan bir çiftin gözlerindeki ışıltıyı seyrettim. Çok enteresandı benim için. Hugh Grant’ın bir filmi vardır.. 4 Nikah 1 Cenaze… Sanki onu oynadım …
Çok çok sevdiğim can arkadaşım “Rüstoş’unu” aşkım dediği sevgili dedesini kaybetti bu haftasonu.. Hiç de kolay olmadı onun için kabullenmek.. Tabii ki olamaz.. Onun yaslandığı omuz olmaya gayret ederken ben bile inanmak istemedim Rüstem dedenin gittiğine.. Ama gerçekler değişmedi.. Onun acısını hafifletmeye çalışırken yaşadıklarım hiç tecrübe etmediğim cinstendi. Hepimizin yaşayacağı gerçekler yüzüme vururken ateşin düştüğü yeri yaktığını duaların okunduğu salonun açık penceresinden gelen düğün konvoyunun klakson sesleri hatırlattı bana..Evet ateş düştüğü yeri yakıyordu.. Hayat acı-tatlı bir yerlerde bir şekilde akıyordu.
26 Ağustos Rüstem Dedemizi uğurladığımız gün iken bir başka arkadaşlarımızın da yıllar boyunca Allah kısmet ederse hep neşe ile kutlayacakları en güzel günleri olacaktı..Onların gözlerinde gördüğüm ise sabah gördüğüme hiç benzemeyen pırıl pırıl ışıklardı..
Umut … Mutluluk … Yeni bir başlangıç…
Son ve başlangıç…
Rüstem Dedemize Allah’tan rahmet, Sevgim’ciğime ve ailesine sabır, yeni evli çiftimize de ömür boyu mutluluk diliyorum…

HÜZÜN VE NEŞE

Haftasonum o kadar uç hisleri tadarak geçti ki.. Bugün sizlerle paylaşmak istedim duygularımı…Tıpkı başlığa yazdığım gibi hüznü, acıyı, ıstırabı yaşarken sevince, coşkuya da tanık oldum. Bu hayatımda ilk kez başıma geldiği için midir bilmem yaşamın ne kadar göreceli olduğunu, soluyacağınız havanın o gün nasıl olacağının açtığınız pencere ile birebir örtüştüğünü bir kez daha tanık olarak anlamış oldum..
Hepimiz kendi eksenimizde olanları yaşarken eksenlerin esasen ne kadar değişken olabileceğini gözlemledim.
Ölümü gördüm … Sevdiğini kaybetmenin acısını çekenlerin hislerine ortak olmaya gayret ettim. Diğer taraftan hayata yeni bir adım atan bir çiftin gözlerindeki ışıltıyı seyrettim. Çok enteresandı benim için. Hugh Grant’ın bir filmi vardır.. 4 Nikah 1 Cenaze… Sanki onu oynadım …
Çok çok sevdiğim can arkadaşım “Rüstoş’unu” aşkım dediği sevgili dedesini kaybetti bu haftasonu.. Hiç de kolay olmadı onun için kabullenmek.. Tabii ki olamaz.. Onun yaslandığı omuz olmaya gayret ederken ben bile inanmak istemedim Rüstem dedenin gittiğine.. Ama gerçekler değişmedi.. Onun acısını hafifletmeye çalışırken yaşadıklarım hiç tecrübe etmediğim cinstendi. Hepimizin yaşayacağı gerçekler yüzüme vururken ateşin düştüğü yeri yaktığını duaların okunduğu salonun açık penceresinden gelen düğün konvoyunun klakson sesleri hatırlattı bana..Evet ateş düştüğü yeri yakıyordu.. Hayat acı-tatlı bir yerlerde bir şekilde akıyordu.
26 Ağustos Rüstem Dedemizi uğurladığımız gün iken bir başka arkadaşlarımızın da yıllar boyunca Allah kısmet ederse hep neşe ile kutlayacakları en güzel günleri olacaktı..Onların gözlerinde gördüğüm ise sabah gördüğüme hiç benzemeyen pırıl pırıl ışıklardı..
Umut … Mutluluk … Yeni bir başlangıç…
Son ve başlangıç…
Rüstem Dedemize Allah’tan rahmet, Sevgim’ciğime ve ailesine sabır, yeni evli çiftimize de ömür boyu mutluluk diliyorum…

>YE # 25 KAHVALTI & PATATESLİ YUMURTA

>

Bu yazı Gazeteci Nedim Atilla’nın sitesinden alınmıştır …

“Biz Türkler eskiden iki öğün yemek yermişiz, kuşluk ve ikindi sonrası Kuşluk vakti tandır yufkası içinde lor peyniri yeterli olurmuş. Göçler bitip de yerleşik düzene geçildikten sonra kahve alışkanlığı belirlemiş günün ilk öğününü Kahveye altlık yapmak için hafif bir şeyler yenmeliydi ki kahvaltı sözü dilimize böylece yerleşmiş.Frenkler ise dinsel bir kökene bağlıyor kahvaltının geçmişini Bir zamanlar gece tutulan oruçtan çıkmak anlamında Fransızca’da ‘de-jeunr’ olarak adlandırılan, sabah uyandıktan sonra yenilen yemek kahvaltı olmuş. Büyük Fransız Devrimi döneminde öğle saatlerinde ‘d”ner’ benzeri bir yemeğe ‘de-jeunr’ adı verilmiş biraz da hatalı olarak. İlkini ikincisinden ayırmak için, sabahları yenenin başına ‘petit’ (küçük) sözcüğü getirilmiş, bugün Fransızca’da kahvaltıya ‘petit-de-jeune’ deniyor o zamandan galat.

……….

Anadolu Mutfağında ‘kahvaltı’ zenginlik anlamına da geliyor, bu sözü varlık-varsıllık diye algılamayın, doğanın zenginliğinin masaya yansıması olarak kabul edin. Zeytinlerden zeytin beğen, Şirince’den moru gelir, Milas’tan kırmızısı. Ayvalılıklar tombul olur, Nif Dağı’nın eteğinden gelenler sıska. Tatları birbiriyle yarışır oysa. Tirilye’den kendi adıyla anılanı gelecek ki tadına varılsın kahvaltının. Çekirdeği de simsiyah olacak tabii ki. Balıkesir’den ‘domat’, Tire’den gerçek eğri çekirdekli ‘çekişte’, Nizip’ten kendi adıyla anılan ‘kırık’ Ancak Akhisar’ın ‘kırması’ ile yarışmak kolay değil. Başka hiçbir yerden 365 gün erik gibi kırma gelmiyor. Edremit’ten eskiden ceviz kokanı gelirdi, şimdi bulmak pek zor, bulunca beş kilo birden alıyoruz. Haydi domates koyalım bir de kekikli, sofra zengin olsun. Domatesi 8 ay ‘organik’ üretmeyi başarıyor Türk tarımcısı. Yumurtayı nasıl isterdiniz tereyağında mı kırılsın, sade yağında mı, zeytinyağında mı Üç yağın da kalitesini ölçmek için yumurtadan daha iyi bir ölçme kriteri yoktur. Ama kahvaltılık yumurtanın en iyisi yine de ‘çift sarılıdan kayısıdır’ Balın da envai çeşidi kahvaltıyı süslüyor. Petekli bal da olur, süzme de. Gönlümüz, gözümüz doysun.

………” Nedim Atilla

Kahvaltının hayatımda yeri çok önemli gerçekten de… Hele pazar günleri şölene dönen o kahvaltı sofraları… Pazar sabahları uyanırken bile mutluluk verir “bugün şenliğimizin sofrasını ne süslesin” söyleşileri 🙂

Bir fincan çayın yanına konacak tazeler…Mis kokan çıtır ekmek, süt beyazı peynirler…

Bu ayın etkinliğini sevgili Lezize çok da güzel seçmiş… Buyrun benim kahvaltı soframa ve Patatesli Yumurta tarifime…

Malzemeler: (4 kişilik)

  • 2-3 adet orta boy patates
  • 4 adet yumurta
  • karabiber
  • tuz
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ

Patatesleri minik küpler halinde doğruyoruz. Yağımızı kızdırıp patatesleri iyice pişene kadar az yağda kızartıyoruz. Yumurtalarımızı bir kasede iyice çırpıyoruz. Patatesler kızarınca yumurtayı ilave edip bir müddet daha karıştırarak pişiriyoruz.Baharatını ilave edip servis ediyoruz.

Mutlu günlere başlamak için mutluluk dolu kahvaltılar edin !!!

Yemekbahane , Afiyetle …

YE # 25 KAHVALTI & PATATESLİ YUMURTA

Bu yazı Gazeteci Nedim Atilla’nın sitesinden alınmıştır …

“Biz Türkler eskiden iki öğün yemek yermişiz, kuşluk ve ikindi sonrası Kuşluk vakti tandır yufkası içinde lor peyniri yeterli olurmuş. Göçler bitip de yerleşik düzene geçildikten sonra kahve alışkanlığı belirlemiş günün ilk öğününü Kahveye altlık yapmak için hafif bir şeyler yenmeliydi ki kahvaltı sözü dilimize böylece yerleşmiş.Frenkler ise dinsel bir kökene bağlıyor kahvaltının geçmişini Bir zamanlar gece tutulan oruçtan çıkmak anlamında Fransızca’da ‘de-jeunr’ olarak adlandırılan, sabah uyandıktan sonra yenilen yemek kahvaltı olmuş. Büyük Fransız Devrimi döneminde öğle saatlerinde ‘d”ner’ benzeri bir yemeğe ‘de-jeunr’ adı verilmiş biraz da hatalı olarak. İlkini ikincisinden ayırmak için, sabahları yenenin başına ‘petit’ (küçük) sözcüğü getirilmiş, bugün Fransızca’da kahvaltıya ‘petit-de-jeune’ deniyor o zamandan galat.

……….

Anadolu Mutfağında ‘kahvaltı’ zenginlik anlamına da geliyor, bu sözü varlık-varsıllık diye algılamayın, doğanın zenginliğinin masaya yansıması olarak kabul edin. Zeytinlerden zeytin beğen, Şirince’den moru gelir, Milas’tan kırmızısı. Ayvalılıklar tombul olur, Nif Dağı’nın eteğinden gelenler sıska. Tatları birbiriyle yarışır oysa. Tirilye’den kendi adıyla anılanı gelecek ki tadına varılsın kahvaltının. Çekirdeği de simsiyah olacak tabii ki. Balıkesir’den ‘domat’, Tire’den gerçek eğri çekirdekli ‘çekişte’, Nizip’ten kendi adıyla anılan ‘kırık’ Ancak Akhisar’ın ‘kırması’ ile yarışmak kolay değil. Başka hiçbir yerden 365 gün erik gibi kırma gelmiyor. Edremit’ten eskiden ceviz kokanı gelirdi, şimdi bulmak pek zor, bulunca beş kilo birden alıyoruz. Haydi domates koyalım bir de kekikli, sofra zengin olsun. Domatesi 8 ay ‘organik’ üretmeyi başarıyor Türk tarımcısı. Yumurtayı nasıl isterdiniz tereyağında mı kırılsın, sade yağında mı, zeytinyağında mı Üç yağın da kalitesini ölçmek için yumurtadan daha iyi bir ölçme kriteri yoktur. Ama kahvaltılık yumurtanın en iyisi yine de ‘çift sarılıdan kayısıdır’ Balın da envai çeşidi kahvaltıyı süslüyor. Petekli bal da olur, süzme de. Gönlümüz, gözümüz doysun.

………” Nedim Atilla

Kahvaltının hayatımda yeri çok önemli gerçekten de… Hele pazar günleri şölene dönen o kahvaltı sofraları… Pazar sabahları uyanırken bile mutluluk verir “bugün şenliğimizin sofrasını ne süslesin” söyleşileri 🙂

Bir fincan çayın yanına konacak tazeler…Mis kokan çıtır ekmek, süt beyazı peynirler…

Bu ayın etkinliğini sevgili Lezize çok da güzel seçmiş… Buyrun benim kahvaltı soframa ve Patatesli Yumurta tarifime…

Malzemeler: (4 kişilik)

  • 2-3 adet orta boy patates
  • 4 adet yumurta
  • karabiber
  • tuz
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ

Patatesleri minik küpler halinde doğruyoruz. Yağımızı kızdırıp patatesleri iyice pişene kadar az yağda kızartıyoruz. Yumurtalarımızı bir kasede iyice çırpıyoruz. Patatesler kızarınca yumurtayı ilave edip bir müddet daha karıştırarak pişiriyoruz.Baharatını ilave edip servis ediyoruz.

Mutlu günlere başlamak için mutluluk dolu kahvaltılar edin !!!

Yemekbahane , Afiyetle …

>YİNE BALKON KEYFİ & RENKLİ TOPKEKLER

>Şurada kaç günümüz kaldı ki.. Balkonlarımızın tadını çıkartmaya tam gaz devam..

Bugün arkadaşım Demet ile balkonda kendimizi yaymış otururken siteye koyacak şey yok bu aralar diye hayıflanırken buldum kendimi… Engin’in tutucu damak tadı nedeniyle çok fazla yeniliğe açık olmaması ve yeme konusunda kendimi frenleme gayretim kaynaklarımı yavaş yavaş tüketmeye başlamıştı.

Ani bir kararla simit-peynir-çay menüsünden vazgeçip kendimizi mutfağa atıverdik..

Bir saat sonra …

Ta tatammmm ….

Masamız rengarenk oluverdi…Tabii benim rejim de ucundan yalan 😉


Örgü börek, hardal soslu patates salatası,demirbaş kıvamına gelen truff ve Demet’in kızlarını kendinden geçiren renkli topkekler … Haaa ortada bizim mamalara bekçilik eden şirin miniklerin bana hediyesi Kaktüs Güzeli…

Topkeklerin renk seçimleri tamamen kızlara ait..

Her ne kadar pembesi pek belli olmasa da keklerimizin rengi pembe-sarı ve mor renklerden oluşuyor…

Bu topkekleri daha önce Gökkuşağı Topkek tarifinde uygulamıştım…

Çocuklar için çok sevimli olan bu ikramı denemenizi tavsiye ederim..

Masanın diğer başrol oyuncularının tarifleri daha sonra …Yoksa yazacak tarif bulamayacağım :))

Herkese iyi haftasonları !!!!

Afiyetle,