>DAVET SOFRALARINDAN ÇEŞİTLEMELER

>HÜNERLİ BAYANIN HALİ BİR BAŞKA OLUYOR

Adaş şekerim ile ne zamandır gerçekleştirmek istediğimiz bir organizasyonu geçen hafta en sonunda yapabildik. Sevgili Müge ve eşi Sinan bizi özenle hazırlanmış sofraları ve muhteşem bir manzara ile evlerinde ağırladılar. Eminim bu misafircilik oyunumuzdan kendisi bahsettiğinde büyük bir mütevazilik gösterip, konuyu “ne yaptım ki… fazla bir şey yapmadım…her zaman yediğimiz şeyler” ifadeleri ile anlatacak.Ama siz siz olun ona aldırmayın… Çünkü özendiğini kendisi ayrıntılarda belli etti..Nasıl mı ? Anlatayım..

Bir kere benim dünya yemek seçme şampiyonu canım kocamın en çok sevdiği şeyi Yemekbahane’den takip edip bildiği için Engin’i canevinden vurmayı başardı..

Sonraaaa ne zaman bir davet menüsünde sofraya kondursa “ben de istiyorum!” diye yorum yazdığım patlıcan salatasını yaptı…Bu kadar nokta vuruşu yapıp Sinan’ı da düşünmeden olur mu … Olmaz tabii..Ona da patates kızarttı..Yani bizim hünerli bayan o gece bir melek edası ile herkesin midesini mutlu etti…

Menüde :

  • Köfte & Patates
  • Sosyete Mantısı (Engin’in en sevdiği şey) 🙂
  • Patlıcan Salatası
  • Zeytinyağlı Fasulye
  • Domates Soslu Biber Kızartması
  • Turşu çeşitleri
  • Tatlı olarak da Fırında Helva
    • Tekrar ellerine sağlık adaş şekerim ….

      ESKİ DOSTLAR YİNE BULUŞTU


      Artık bir rutin durumunda buluşmalarımız. Ve bu gerçekten beni çok sevindiriyor. O kadar çok konuşacak konumuz oluyor ve o kadar çok gülüyoruz ki anlatamam.. Aramızda konuşurken hep söylediğim bir şey var.. Bir sosyal antropoloji tezi yazsaydım bu kızlardan birini seçerdim mutlaka..Sanırım kuvvetle muhtemel de Ayşen’i 🙂

      Cumartesi sabahı Esen’in evinde aldık soluğu… Soluk aldık ve bu muhteşem sofranın karşısında aldığımız soluktan da olduk… Eğer ben bu işten biraz anlıyorsam (bana bak sennn!!!) Esen konuyu bitirmiş… Üzerinde detaylarla oynuyor … Yani aşmış efendim aşmış 🙂

      Neye bakacağımı şaşırdım…Neyin fotoğrafını çekeceğimi bilemedim bile.. Herşey o kadar muntazam , o kadar özenliydi ki… Domatesin bile fotoğrafını çekmişim 🙂 Ama o fotoğrafı çok beğeneceğinizi düşünüyorum …

      Az laf çok foto esasına dayanarak buyrun dilbilimcilerin en güzel güleni Esen hanımın davet menüsüne geçelim..

    • Yeşil Mercimek Salatası (tarif alındı, denenecek, yazılacak)
    • Cevizli Kabak Salatası (benzer bir tarife buradan ulaşabilirsiniz)
      • Peynirli & Dereotlu Tepsi Böreği
        • Mantarlı & Fıstıklı Pirinç Salatası (Tek kelime ile muhteşemdi! En kısa zamanda deneyeceğim)
          • Mantarlı & Kıymalı Rulo Börek (Esen’in anneciğinin ellerinden)
            • Çikolatalı ve Tarçınlı Muffin çeşitleri
              • Bu tatlının adını ben şöyle demeye karar verdim “Assolist Tatlısı”
                • Çünkü herşey bittikten sonra bir assolist edası ile çıkıverdi saklandığı buzdolabından …Esen’in annesinin spesiyalini mutlaka öğreneceğim 🙂

                  Çatlayana kadar yiyip enteresan aktivitelerde bulunduk.. Mesela … ben bir fotoğraf sergisi açtım adı … “Kadın ve Dudaklar” sonra “Emre’cimTünaydın ” adlı sanat çalışmamız oldu 🙂

                  Amerikan filmlerindeki çember içinde psikolojik rahatlama seansı.. Konuk konuşmacılardan seminer programları … Tüm bu geyik mevzuulara patlayana kadar güldük…

                  Yani anlayacağınız çatlayana kadar yiyip patlayana kadar güldüğümüz bir cumartesi geçirdik 🙂

                  BİR KAHVALTI DAVETİ DAHA


                  Kahvaltı sofrası hazırlamayı çok sevdiğimi artık biliyorsunuz. Bu pazar da gelen konuklarımı yine bir kahvaltı sofrasıyla karşılamayı tercih ettim.

                  Daha önceki kahvaltılardan örnekler:

                • Kahvaltı 1
                • Kahvaltı 2
                  • Kahvaltı hazırlarken en çok hoşuma giden şey peynir, zeytin bile koyuyor olsam da onları süslemek, tabaklarını farklı farklı kullanmak..

                      Kahvaltı soframız:

                      • Kahvaltılık çeşitleri
                      • Sahanda Sucuk
                      • Haşlanmış Yumurta
                      • Patates Kızartması
                      • Karnıyarık Böreği (Tarifini vereceğim)
                      • Sütlü Beyaz Ekmek(Tarifini vereceğim)


                      Yazısı uzun , fotoğrafı bol bu postu okumaktan umarım sıkılmazsınız 🙂

                      Afiyetle kalın,

                      DAVET SOFRALARINDAN ÇEŞİTLEMELER

                      HÜNERLİ BAYANIN HALİ BİR BAŞKA OLUYOR

                      Adaş şekerim ile ne zamandır gerçekleştirmek istediğimiz bir organizasyonu geçen hafta en sonunda yapabildik. Sevgili Müge ve eşi Sinan bizi özenle hazırlanmış sofraları ve muhteşem bir manzara ile evlerinde ağırladılar. Eminim bu misafircilik oyunumuzdan kendisi bahsettiğinde büyük bir mütevazilik gösterip, konuyu “ne yaptım ki… fazla bir şey yapmadım…her zaman yediğimiz şeyler” ifadeleri ile anlatacak.Ama siz siz olun ona aldırmayın… Çünkü özendiğini kendisi ayrıntılarda belli etti..Nasıl mı ? Anlatayım..

                      Bir kere benim dünya yemek seçme şampiyonu canım kocamın en çok sevdiği şeyi Yemekbahane’den takip edip bildiği için Engin’i canevinden vurmayı başardı..

                      Sonraaaa ne zaman bir davet menüsünde sofraya kondursa “ben de istiyorum!” diye yorum yazdığım patlıcan salatasını yaptı…Bu kadar nokta vuruşu yapıp Sinan’ı da düşünmeden olur mu … Olmaz tabii..Ona da patates kızarttı..Yani bizim hünerli bayan o gece bir melek edası ile herkesin midesini mutlu etti…

                      Menüde :

                    • Köfte & Patates
                    • Sosyete Mantısı (Engin’in en sevdiği şey) 🙂
                    • Patlıcan Salatası
                    • Zeytinyağlı Fasulye
                    • Domates Soslu Biber Kızartması
                    • Turşu çeşitleri
                    • Tatlı olarak da Fırında Helva
                      • Tekrar ellerine sağlık adaş şekerim ….

                        ESKİ DOSTLAR YİNE BULUŞTU


                        Artık bir rutin durumunda buluşmalarımız. Ve bu gerçekten beni çok sevindiriyor. O kadar çok konuşacak konumuz oluyor ve o kadar çok gülüyoruz ki anlatamam.. Aramızda konuşurken hep söylediğim bir şey var.. Bir sosyal antropoloji tezi yazsaydım bu kızlardan birini seçerdim mutlaka..Sanırım kuvvetle muhtemel de Ayşen’i 🙂

                        Cumartesi sabahı Esen’in evinde aldık soluğu… Soluk aldık ve bu muhteşem sofranın karşısında aldığımız soluktan da olduk… Eğer ben bu işten biraz anlıyorsam (bana bak sennn!!!) Esen konuyu bitirmiş… Üzerinde detaylarla oynuyor … Yani aşmış efendim aşmış 🙂

                        Neye bakacağımı şaşırdım…Neyin fotoğrafını çekeceğimi bilemedim bile.. Herşey o kadar muntazam , o kadar özenliydi ki… Domatesin bile fotoğrafını çekmişim 🙂 Ama o fotoğrafı çok beğeneceğinizi düşünüyorum …

                        Az laf çok foto esasına dayanarak buyrun dilbilimcilerin en güzel güleni Esen hanımın davet menüsüne geçelim..

                      • Yeşil Mercimek Salatası (tarif alındı, denenecek, yazılacak)
                      • Cevizli Kabak Salatası (benzer bir tarife buradan ulaşabilirsiniz)
                        • Peynirli & Dereotlu Tepsi Böreği
                          • Mantarlı & Fıstıklı Pirinç Salatası (Tek kelime ile muhteşemdi! En kısa zamanda deneyeceğim)
                            • Mantarlı & Kıymalı Rulo Börek (Esen’in anneciğinin ellerinden)
                              • Çikolatalı ve Tarçınlı Muffin çeşitleri
                                • Bu tatlının adını ben şöyle demeye karar verdim “Assolist Tatlısı”
                                  • Çünkü herşey bittikten sonra bir assolist edası ile çıkıverdi saklandığı buzdolabından …Esen’in annesinin spesiyalini mutlaka öğreneceğim 🙂

                                    Çatlayana kadar yiyip enteresan aktivitelerde bulunduk.. Mesela … ben bir fotoğraf sergisi açtım adı … “Kadın ve Dudaklar” sonra “Emre’cimTünaydın ” adlı sanat çalışmamız oldu 🙂

                                    Amerikan filmlerindeki çember içinde psikolojik rahatlama seansı.. Konuk konuşmacılardan seminer programları … Tüm bu geyik mevzuulara patlayana kadar güldük…

                                    Yani anlayacağınız çatlayana kadar yiyip patlayana kadar güldüğümüz bir cumartesi geçirdik 🙂

                                    BİR KAHVALTI DAVETİ DAHA


                                    Kahvaltı sofrası hazırlamayı çok sevdiğimi artık biliyorsunuz. Bu pazar da gelen konuklarımı yine bir kahvaltı sofrasıyla karşılamayı tercih ettim.

                                    Daha önceki kahvaltılardan örnekler:

                                  • Kahvaltı 1
                                  • Kahvaltı 2
                                    • Kahvaltı hazırlarken en çok hoşuma giden şey peynir, zeytin bile koyuyor olsam da onları süslemek, tabaklarını farklı farklı kullanmak..

                                        Kahvaltı soframız:

                                        • Kahvaltılık çeşitleri
                                        • Sahanda Sucuk
                                        • Haşlanmış Yumurta
                                        • Patates Kızartması
                                        • Karnıyarık Böreği (Tarifini vereceğim)
                                        • Sütlü Beyaz Ekmek(Tarifini vereceğim)


                                        Yazısı uzun , fotoğrafı bol bu postu okumaktan umarım sıkılmazsınız 🙂

                                        Afiyetle kalın,

                                        >ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR DOLMASI

                                        >

                                        Alaçatı pazarı gururla sunar….
                                        Ege’de enginar yemek öyle normal bir şey.. İstanbul’daki gibi altın değerinde de değil.Burada bir tencereye 4-5 adet kondurmak için neredeyse 10-15 ytl arasında para vermeniz lazım.Ama Alaçatı pazarına gittiğimde 10 tanesinin 5 ytl olduğunu görünce anlatmıştım nasıl coştuğumu 🙂
                                        Daha önce hepimizin genellikle yaptığı gibi soyulmuş ve temizlenmiş enginarı nasıl pişirdiğimi yazmıştım. Bu sefer ağırlıklı olarak Ege’de bilinen şeklini yazacağım sizlere. Küçükken Manisa’ya gittiğimizde halam pek sık yapardı. Yapraklarını sıyıra sıyıra yemeyi daha o zaman severdim. Yemesi biraz zahmetli ama tadına doyamayacağınıza hiç süphem yok..Hele de benim gibi enginarı çok seviyorsanız durmayın deneyin derim !
                                        Alaçatıdan aldığım için enginarlar ufak ve körpeydi.İstanbul’da pek böylesine rastlamıyorum ama eğer seçme şansınız olursa körpelerinden ve ufak boylularından seçmenizi öneririm. Hem bir kişi daha rahat tüketebiliyor hem de görüntü açısından daha hoş duruyor. İçerisini doldurduğumuz için zaten o ufak enginarlar bile resimde göründüğü gibi kocaman oluveriyorlar.
                                        Malzemeler: (5 adet enginar dolması için)
                                        • 5 adet yapraklı enginar
                                        • 2 adet orta boy kuru soğan
                                        • 1 su bardağı pirinç
                                        • ince kıyılmış bolca dereotu
                                        • 1 adet rendelenmiş domates
                                        • tuz, karabiber, dolma baharı (1 çay kaşığı), kırmızı pul biber (çok fazla değil, kaşığın ucu ile)
                                        • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
                                        • 5-6 adet kesme şeker
                                        • 1 çay bardağı su (iç harcı pişirmek için)
                                        • pişirmek için ayrıca su konacak

                                        Enginarların iki sıra dış yapraklarını kopartıyoruz. İç yapraklarını elimizle aralayıp orta kısmında sakallı alana ulaşıp o tüylü kısmı bir kaşık yardımı ile temizliyoruz. İç harcımızı hazırlayana kadar yıkayıp limonlu suda bekletiyoruz.

                                        Kuru soğanları ufak ufak yemeklik doğrayıp zeytinyağı ile kısık ateşte iyice kavuruyoruz. Soğanlar pişince pirincimizi ekliyoruz. Bir müddet kavurduktan sonra domatesi , tüm baharatları ve şekeri ekliyoruz. Dereotunu ve suyu da ilave edip kısık ateşte pirinç suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

                                        İç harcımız hazır olunca enginarların ağırlıklı olarak ortasına ve yapraklarının arasına olmak üzere doldurup bir tencereye oturtuyoruz.

                                        Enginarların 1-2 parmak beline kadar su koyup tencerenin kapağını kapatıp orta kuvvette ateşte yaklaşık 35-40 dk kadar pişiriyoruz.

                                        Soğuyunca servis ediyoruz.

                                        Unutmayın ! Yapraklarını doya doya sıyıracaksınız … Özellikle yapraklarının diplerini 🙂

                                        Alaçatı pazarı gururla sunmaya devam edecek… Sırada Deniz Börülcesi var 🙂

                                        Afiyetle kalın,

                                        ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR DOLMASI

                                        Alaçatı pazarı gururla sunar….
                                        Ege’de enginar yemek öyle normal bir şey.. İstanbul’daki gibi altın değerinde de değil.Burada bir tencereye 4-5 adet kondurmak için neredeyse 10-15 ytl arasında para vermeniz lazım.Ama Alaçatı pazarına gittiğimde 10 tanesinin 5 ytl olduğunu görünce anlatmıştım nasıl coştuğumu 🙂
                                        Daha önce hepimizin genellikle yaptığı gibi soyulmuş ve temizlenmiş enginarı nasıl pişirdiğimi yazmıştım. Bu sefer ağırlıklı olarak Ege’de bilinen şeklini yazacağım sizlere. Küçükken Manisa’ya gittiğimizde halam pek sık yapardı. Yapraklarını sıyıra sıyıra yemeyi daha o zaman severdim. Yemesi biraz zahmetli ama tadına doyamayacağınıza hiç süphem yok..Hele de benim gibi enginarı çok seviyorsanız durmayın deneyin derim !
                                        Alaçatıdan aldığım için enginarlar ufak ve körpeydi.İstanbul’da pek böylesine rastlamıyorum ama eğer seçme şansınız olursa körpelerinden ve ufak boylularından seçmenizi öneririm. Hem bir kişi daha rahat tüketebiliyor hem de görüntü açısından daha hoş duruyor. İçerisini doldurduğumuz için zaten o ufak enginarlar bile resimde göründüğü gibi kocaman oluveriyorlar.
                                        Malzemeler: (5 adet enginar dolması için)
                                        • 5 adet yapraklı enginar
                                        • 2 adet orta boy kuru soğan
                                        • 1 su bardağı pirinç
                                        • ince kıyılmış bolca dereotu
                                        • 1 adet rendelenmiş domates
                                        • tuz, karabiber, dolma baharı (1 çay kaşığı), kırmızı pul biber (çok fazla değil, kaşığın ucu ile)
                                        • 1/2 çay bardağı zeytinyağ
                                        • 5-6 adet kesme şeker
                                        • 1 çay bardağı su (iç harcı pişirmek için)
                                        • pişirmek için ayrıca su konacak

                                        Enginarların iki sıra dış yapraklarını kopartıyoruz. İç yapraklarını elimizle aralayıp orta kısmında sakallı alana ulaşıp o tüylü kısmı bir kaşık yardımı ile temizliyoruz. İç harcımızı hazırlayana kadar yıkayıp limonlu suda bekletiyoruz.

                                        Kuru soğanları ufak ufak yemeklik doğrayıp zeytinyağı ile kısık ateşte iyice kavuruyoruz. Soğanlar pişince pirincimizi ekliyoruz. Bir müddet kavurduktan sonra domatesi , tüm baharatları ve şekeri ekliyoruz. Dereotunu ve suyu da ilave edip kısık ateşte pirinç suyunu çekene kadar pişiriyoruz.

                                        İç harcımız hazır olunca enginarların ağırlıklı olarak ortasına ve yapraklarının arasına olmak üzere doldurup bir tencereye oturtuyoruz.

                                        Enginarların 1-2 parmak beline kadar su koyup tencerenin kapağını kapatıp orta kuvvette ateşte yaklaşık 35-40 dk kadar pişiriyoruz.

                                        Soğuyunca servis ediyoruz.

                                        Unutmayın ! Yapraklarını doya doya sıyıracaksınız … Özellikle yapraklarının diplerini 🙂

                                        Alaçatı pazarı gururla sunmaya devam edecek… Sırada Deniz Börülcesi var 🙂

                                        Afiyetle kalın,

                                        >150 KİŞİLİK DÜĞÜN PASTASI VE MAKETİ

                                        >

                                        “Artık pasta yapmıyor musun ?” diye soranlar oluyor .. Tabii ki yapıyorum.. Sadece artık yalnız değilim… On seneyi aşkın zamandır arkadaşım olan Aylin ile biraraya gelip konuyu uzun uzun konuştuktan sonra beraber yürütmeye karar verdik. Yaklaşık 2 aydır ortak olarak yapıyoruz artık pastalarımızı..Bu konudaki gelişmelerden sizleri haberdar edeceğim en kısa zamanda 🙂

                                        Geçen sene temmuz ayında da düğün pastası yapmıştım hatırlarsanız. Düğün pastası yapmak gerçekten farklı bir keyif. Model beğenme, renkleri seçme, malzemeleri organize etme…Her safhası ayrı bir heyecan. Aylin ile son yaptığımız maket pastanın sonrasında aklımızda yapmak istediğimiz düğün pastası az çok belirmişti.

                                        Gelin hanım ile model beğenmek üzere buluştuğumuzda ne yalan söyleyeyim kendi beğendiğimiz bu modelin üzerinde çok durduk… 🙂 Renkleri ve duruşu ile romantik ve sevimli bir görüntüsü olduğu için gelinimiz de beğenince çok mutlu olduk gerçekten de..

                                        Pastası fıstıklı ve parça çikolatalı olarak yapıldı. Maketine uyumlu renklerde 5 adet 30 kişilik pasta olarak hazırlandı.

                                        Cumatesi gecesi yapılan düğünde boy gösterdi pastamız. Umarız hep mutlu olurlar ve hayatları hep tatlı geçer!!!

                                        Afiyetle,

                                        150 KİŞİLİK DÜĞÜN PASTASI VE MAKETİ

                                        “Artık pasta yapmıyor musun ?” diye soranlar oluyor .. Tabii ki yapıyorum.. Sadece artık yalnız değilim… On seneyi aşkın zamandır arkadaşım olan Aylin ile biraraya gelip konuyu uzun uzun konuştuktan sonra beraber yürütmeye karar verdik. Yaklaşık 2 aydır ortak olarak yapıyoruz artık pastalarımızı..Bu konudaki gelişmelerden sizleri haberdar edeceğim en kısa zamanda 🙂

                                        Geçen sene temmuz ayında da düğün pastası yapmıştım hatırlarsanız. Düğün pastası yapmak gerçekten farklı bir keyif. Model beğenme, renkleri seçme, malzemeleri organize etme…Her safhası ayrı bir heyecan. Aylin ile son yaptığımız maket pastanın sonrasında aklımızda yapmak istediğimiz düğün pastası az çok belirmişti.

                                        Gelin hanım ile model beğenmek üzere buluştuğumuzda ne yalan söyleyeyim kendi beğendiğimiz bu modelin üzerinde çok durduk… 🙂 Renkleri ve duruşu ile romantik ve sevimli bir görüntüsü olduğu için gelinimiz de beğenince çok mutlu olduk gerçekten de..

                                        Pastası fıstıklı ve parça çikolatalı olarak yapıldı. Maketine uyumlu renklerde 5 adet 30 kişilik pasta olarak hazırlandı.

                                        Cumatesi gecesi yapılan düğünde boy gösterdi pastamız. Umarız hep mutlu olurlar ve hayatları hep tatlı geçer!!!

                                        Afiyetle,

                                        KABAK TATLISI

                                        Ne zaman yaptığımı bile hatırlamıyorum inanın. Her şeyde olduğu gibi yapıp fotoğrafını çekivermişim.Makinada görünce “hadi dedim..bunu da koyayım”…

                                        Kabak tatlısı benim klasik Türk tatlıları arasında belki de en çok severek yediğim tatlı.Özellikle Ramazan sofralarında gözlerim hep arar, eğer iftarı dışarıda ediyorsak muhakkak kabak tatlısını tercih ederim.

                                        Her yiğidin yoğurt yiyişi farklı ya… Ben de kabak tatlısının da çeşitli ölçülerde ve tekniklerde yapılışını dinledim , okudum…

                                        Eminim bir çoğunuz ile aynı yöntemi kullanıyoruz.

                                        Yaza doğru ufak adımlar atarken kışa bir geri dönüş yapalım buyrun …

                                        Malzemeler:

                                        • 1 kg bal kabağı (2-3 parmak kalınlığında dilimlenecek)
                                        • 1 kg toz şeker
                                        • Bir kaç damla limon suyu
                                        • Bolca irice dövülmüş ceviziçi

                                        Bir gece evvelden kabakları servis edilmeye hazır şekilde dilimleyip bir tencereye koyuyoruz. Üzerine şekerin tamamımı döküp tencerenin kapağı kapalı şekilde suyunu salmasını bekliyoruz.

                                        Ertesi gün suyunu salan kabaklar şekerlenmesin diye limon suyunu ilave edip, orta kuvvetteki ateşte yumuşayana kadar pişiriyoruz. (Kabakların pişmesi yeterli, suyunu tamamen çekmeyebilir)

                                        Kabaklar pişince bir servis tabağına alıp üzerlerine tencerede kalan şerbetinden gezdiriyoruz.

                                        Hazırladığımız ceviziçlerini üzerlerine serpip soğuyunca servis ediyoruz.

                                        Afiyetle,

                                        >ELLERİMDE İĞDE KOKUSU İLE DÖNDÜM …

                                        >Öncelikle güzel dilekleriniz için çok teşekkür ederek başlamak istiyorum. Beni o kadar mutlu ettiniz ki ifade edecek söz bulmakta zorlanıyorum gerçekten. Her güzel şeyin olduğu gibi 4. yıldönümü tatilimizin de sonu geldi ve dün akşam evimize döndük. Bir tatil daha bitti diye yine bir hüzün sardı beni ister istemez 😦 Ama o kadar keyifli bir kısa tatil geçirdik ki içimdeki mutluluk dönüş hüznünü hemen yok etti..Ve seneye nereye gideriz diye sormaya başladım Engin’e 🙂

                                        Çeşme ve Alaçatı’ya daha önce günübirlik gitmiştik ama bu geçirdiğimiz dört gün oralara aşık etmeye yetti de arttı diyebilirim…Ege’nin kızı olarak ben zaten aşıkken , “aşkım depreşti” sanırım daha doğru bir ifade olabilir…

                                        Dört gün boyunca bir çok şey yaptık, bir çok yer gördük.. Hatta gezmeye oraya varır varmaz başladık..

                                        Saat 08:00’de Alaçatı’ya vardığımızda hemen kahvaltı edecek bir yer araştırdık..

                                        İşte bizim yol öykümüz :

                                        08.05.2008 – Perşembe 08:40

                                        Yer : HANEDAN Kahvaltı & Restaurant -Uzunkuyu Mevkii (Urla, 0232 762 60 68)
                                        İzmir tulumu-kaymak-bal-köy tereyağı-bahçeden çıtır çıtır biberler-domates-mis gibi kokan halis zeytinyağı-Ege’nin zeytinleri, fırından yeni çıkan sıcacık lavaş ekmeği ve bence sofranın kraliçesi …

                                        Taze lor ve karadut reçeli ….

                                        Eğer yolunuz oralara düşerse Hanedan’a uğramanızı tavsiye ediyorum..

                                        Kahvaltı safhasından sonra buraya kadar gelmişken Urla’yı da görelim dedik.. Urla’da sahilde hayatımda gördüğüm en güzel evleri gördüm sanırım..

                                        Burnumda hala Urla’da sahilde oturduğumuz küçük çay bahçesinin tam ortasında tüm ihtişamı ile duran, dallarını denizden esen rüzgarla salladıkça her yere o muhteşem kokusunu yayan iğde ağacının kokusu duruyor bunları yazarken… Bir dalını kopartıp çantamda duran defterimin arasına koydum ki benimle beraber İstanbul’a gelsin … Şimdi defterim de çantam da kokuyor misler gibi …

                                        Urla’dan dönüşte Alaçatı’ya girerken rüzgarın yönüne doğru yönünü değiştiren yılda 50 megawatt enerji üreten rüzgar gülleri karşıladı bizi ..

                                        Alaçatı, sözün bittiği bir yer. Ruhu ile tarzı ile bir bambaşka gerçekten de. Hiçbir yere benzemiyor…Mimarisi, yalınlığının içerisinde sakladığı şıklığı ve nezihliği, bir tepenin ardından gizlice çıkan o büyüleyici denizi, her yerde rengarenk sardunyaları, kendine has rüzgarı ile farkını ortaya koymuş.

                                        Alaçatı’ya yolunuz düşerse muhakkak :

                                        Sakızlı türk kahvesi içmelisiniz.. Heryerde bulabileceğiniz kahveyi biz tavsiyeler üzerine Köşe Kahve’de içtik…

                                        Alaçatı’nın ara sokaklarında dolaşıp bol bol fotoğraf çekmelisiniz


                                        Her dükkan , her otel, her kafe ayrı bir fotoğraf karesi gerçekten… Herkes farklı olmak için uğraşmış ve bunu başarmış…

                                        Yandaki fotoğraf o bölgeye has kumaşlardan yapılmış elbiselerin ve hediyelik eşyaların satıldığı bir mağazaya ait..

                                        Görüntünün dışında mekanlara isim koyma yönünde de farklı olmak için çok düşünüldüğü kesin…

                                        Aşağıdaki tabelaya bayıldım.. Oyuncak-kukla tarzı şeyler satan “ÇOK KOMİK” ismi ile beni çok güldürdü gerçekten !

                                        Alaçatı herkesin bildiği üzere bir sörf cenneti..

                                        Sahile indiğinizde bir sürü sörf okulu var. Yapmamış olsak da onları seyretmekten çok keyif aldık..

                                        Ben , Alaçatı’ya gitmeden orası hakkında bol bol okudum, tavsiyeleri değerlendirdim. Tavsiyeler arasında bir şey vardı ki..”İşte tam bana göre” demiştim zaten…

                                        Cumartesi günü Alaçatı’nın pazarı ve eğer yolunuz düşerse sakın bu aktiviteyi atlamayın.. Gerçekten çok şey kaybedersiniz. Pazar esnasında fotoğraf çekmemiş olmam benim için büyük bir kayıp olsa da yeşilin içinde kendimi kaybettiğimi belirmem gerek.

                                        Hele o enginarlar… İstanbul’da altın değerinde olan enginarlar.. Taptaze körpecik enginarların 10 tanesinin 5 ytl olmasına ağzım açık kaldı diyebilirim..

                                        Tabii ki araba ile gelmiş olmanın avantajını kullanıp hemen ben de alıverdim.

                                        Alaçatı’da sakız sardunyalarına doya doya bakın.. Pembe ve kırmızının her tonunu bulursunuz… Bakabilecekseniz bir teneke sardunya alıp evinize de götürebilirsiniz …

                                        Alaçatı, farklılığını halen sürmekte olan bir proje ile de kanıtlıyor… Denizlerin doldurulup kara yapıldığı şu dönemde toprak oyulup deniz içeriye doğru sokuluyor Alaçatı’da..

                                        Projenin adı “Port Alaçatı” … Henüz sadece birinci etabı tamamlanmış ama görüntü o kadar güzel ki bitmiş halini düşünemiyorum bile…


                                        Eeee… buralara kadar gelip ne yemezsek olmaz ?

                                        Tabii ki Kumru … Kumru’yu Ilıca’da yemeye gittik.. yerinde…

                                        Dalyan’da da balık yenir dediler , onları da dinledik..

                                        Kazım’ın Yeri’nde güzel bir balık sofrası kurduk kendimize .. Ben tabii ki kalamarın tadını bol bol çıkarttım.

                                        Bu dört gün boyunca sürekli yedik ve içtik galiba..Arada detayını vermediğim , Manisa’da Manisa Kebabı var mesela… Manisa kebabı için sizlere Örenay’ı önerebilirim…Burası Türkiye’nin en iyi ikinci yol restaurantı seçilmiş ve bu namı gerçekten de hak etmiş… Orhan Veli’nin çeşitli şiirlerinin yazdığı amerikan servisleri ile Örenay, İzmir Manisa yolu üzerinde bulunuyor…

                                        Anlat anlat bitmez .. Yani benim için şu anda öyle.. sizleri sıkmadan özetlemek istedim.

                                        Bir şeyi sona bıraktım..

                                        Tabii ki güler yüzlü sahipleri , Belkıs Hanım’ın harika kahvaltıları , Hakan Bey’in misafirperverliği ile bu dört günün bizim için daha da güzel geçmesini sağlayan Lale Lodge kaldı anlatmadığım..

                                        Eğer Alaçatı’yı bir Alaçatılı gibi yaşamak istiyorsanız kesinlikle taş evlerden oluşan butik otellerde kalmalısınız.. Yaz – kış açık olan Lale Lodge’da 9 oda var ve hiç biri birbirine benzemiyor…

                                        Alt kattaki salon tüm misafirlerin ortak kullanım alanı ve doğal olarak bir sohbet ortamı oluşuyor kendiliğinden…

                                        Çayınız elinizde salonda otururken kendinizi evinizde hissediyorsunuz..

                                        Kendinize ait anahtarınızla gece geç döndüğünüzde kapınızı kendiniz açıyorsunuz … Herşey ev gibi… Ama gerçek dünyaya dönmek için arkanızda bıraktığınız bir ev..

                                        Hakan Bey bizi uğurlarken tekrar görüşmek üzere dediğinde “geleceğiz merak etmeyin” dedik …


                                        Her şey bitiyor.. Mühim olan unutmamak .. Benim aklımda bu dört gün tüm doluluğu ile kalacak..

                                        Afiyetle,