>BULDUM BULDUM

>Yok ben bulmadım, onlar bulmuş.. http://www.buldumbuldum.com/ sitesini hiç ziyaret ettiniz mi bilmiyorum ama çok ilginç ürünler var. İlginç hediye arayışına düştüğünüzde muhakkak bir göz atın derim. Benim gözüme takılan ve almayı düşündüğüm bir kaç parçayı sizin için derledim.

sıcak coraplar dublor yumurta

Mikrodalgada ısınan çorap olur mu hiç ? Soğuk kış günlerinde ne de güzel olur sıcacık …
Eşiniz çocuğunuz kayısı yumurta ister ama siz ya çok pişmiş ya da rafadan mı yaparsınız genellikle? Yumurta zamanlayıcı çok pratik gözükmüyor mu?

kagıt havlu mum

Şu uhu tüpünden çıkan kağıt havlu çok esprili değil mi? Açıp tüketemediğimiz şarapları tekrar kapatmak için mantar mumlar nasıl? Farklı dekoratif bir unsur olarak da kullanılabilir.

nihale ters saat

Suç mahalindeki nihaleye acayip güldüm 🙂 Sıcak tencerenin altında kalakalmış zavallıcık.
Haa bir de şu ters saat var. Sizce saat kaçı gösteriyor?

Güzel bir cuma diliyorum size ..

Şimdiden iyi haftasonları !

Reklamlar

>MASUM MU? DEĞİL Mİ?

>

cikolata

Bugün gazetede “Çikolatanın kalbi korduğu kesinleşti..” diye bir haber okudum. Ben çok çikolata seven ve yiyen biri değilim ama kalbi koruma konusu ilgimi çekti.
Hadi kızlar yaşadık 🙂 Kalbimizi koruyalım …
Ama bitter yemek lazımmış bak söylemedi demeyin…

>OTLU & ZEYTİNLİ POĞAÇA

> Gündem kalabalık.Domuz gribi ilkbahardan beri hayatımızda.Bu aralar hergün TV’lerda aşı olalım mı olmayalım mı tartışması alıp gidiyor. Bir gerçek var ki domuz gribi içimizde, sadece televizyonlarda değil.Neredeyse her gün “yok şu da olmuş, bak bu da olmuş” diye duyuyoruz. Allah herkese şifa versin, kendimizi koruyalım. Bol bol C vitamini alıp, bünyemizi güçlü tutalım.Hep söylendiği gibi ellerimizi sıkça yıkayalım. Griptir geçer demeyip, uzmanlardan destek alalım.

Gündemdeki diğer bir konu da GDO… Yılmaz Özdil’in bu konuda çok keyifli, bir o kadar da acı gerçekleri yüzümüze vurduğu bir yazısı var, okumanızı tavsiye ederim. Ne kadar koruyabiliriz kendimizi ve çocuklarımızı bilmiyorum tabii..Hayat bu kadar hızlıyken, tüketim bu kadar tavan yapmışken ne kadar engel olabiliriz bazı şeylere ama elimizde olan bir şey var. Yılmaz Özdil’in belirttiği mutfak genetiğimize nispeten sahip çıkabiliriz. En azından şu satırlardaki eğilimlere karşı durabiliriz ..
“Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu……

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?”

Bu aralar hakikaten hem gripten hem de GDO’dan bana tabiri caizse “tırsma” geldi.. Ota, bibere sardım 🙂 Pazara gidip, eğri büğrü ne bulduysam aldım 🙂 Mercimek çorbasına kerevizi kakalıyorum, salatanın içine bir iki diş sarımsak doğruyorum , yapıyorum işte bir şeyler 🙂

Bu kadar otla haşır neşirken yazmadığımı farkettiğim bir tarife ait fotoğraf çıktı karşıma. Haziran ayında fotoğrafını çektiğim bu tarifi sıkça uyguluyorum.

Malzemeler:

  • 2 yumurta (birinin sarısı üzerine)
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 100 gr tereyağ – oda ısısında yumuşamış
  • 1 çay bardağı zeytinyağ
  • 1 paket kabartma tozu (Dr Oetker’in çeşnili seçenekleri çok lezzetli)
  • 1 çay kaşığı tuz
  • 1 yemek kaşığı sirke
  • ince kıyılmış dereotu, taze nane, maydanoz
  • 1 çay bardağı zeytin (ben Fora kullanıyorum, dilimlenmiş)
  • Yaklaşık 500 gr un (birden konulmaması gerekir)

Derin bir kaseye yumutaları (1 yumurta, 1 yumurtanın beyazı), yoğurdu, zeytinyağını, tereyağını koyup bir kaşık yardımı ile hafifçe karıştırıyoruz. Bu karışıma tuz, kabartma tozu ve azar azar unu ilave edip yoğurmaya başlıyoruz. Hamur iyice toparlanınca, ele yapışmaz bir kıvam almaya başlayınca zeytin ve ince ince kıydığımız otları da ilave edip hamura yediriyoruz. Bu aşamada zeytinlerin salacağı su nedeniyle yine un ilave etmemiz gerekebilir.

Fırınımızı 180 derecede ısıtıyoruz. Tepsiye yağlı kağıt serip hazırlıyoruz.

Hamurdan parçalar kopartıp yuvarlak yapıp tepsiye diziyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp, bir zeytin dilimi ile süslüyoruz.

Üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Not: Bu tarifi zaman zaman içine beyaz peynir rendeleyerek de uyguluyorum,lezzetli bir sonuç veriyor.

Afiyetle,

>GEZDİM, GÖRDÜM, DENEDİM, MEMNUN KALDIM, İZLEDİM, BEĞENDİM

>Bugünkü bahanem mutfaktan değil. Başlığa bakıp da şaşırdıysanız eğer bugün biraz gezi, biraz alışveriş önerisi biraz da film tavsiyesinde bulunacağım. Her telden çalacağız anlayacağınız.

İZNİK’te bir gün …


İlk olarak geçen hafta yıllık iznim esnasında ziyaret ettiğim İznik’ten bahsedeceğim sizlere. İznik’e benim bu ilk gidişim değil. Henüz 1 yaşımdayken İznik’te yaşamışız, mışız diyorum çünkü hiç hatırlamıyorum. Uzun zamandır gidip de görmek istediğim için daha da bir anlamlı oldu gidişim. İznik’e gidişimin sebebi Sevgili Dido’cuğumu ziyaret etmekti. İyi ki de yapmışız, o her zamanki misafirperverliği ile bize harika bir gün yaşattı ve bu sayede anılarımız , daha doğrusu annemin anıları canlanmış oldu.

Dido, yaz aylarını geçirdiği evini her zamanki gibi kendine has zarif zevki ile döşemiş, her köşesine beni hayran bıraktı. Elimde birbirimize alışmaya çalıştığımız yeni oyuncağım fotoğraf makinam ile oranın buranın heryerin 🙂 fotoğrafını çektim , durdum.

Bahçesinde harika bir sofra karşıladı bizleri. Öğle vaktinde ulaştığımız için son derece becerikli olduğu İtalyan mutfağından seçmelerle güzel bir yaz masası hazırlamıştı.

Mönüde, Köy Ekmeğinden Bruschetta, Izgara Örgü Peynirli, Semizotlu Yeşil Salata, Spagetti Bolognese ve Çikolata Soslu Bisküvili Pasta vardı.
Yemeğin ardından sitede keyifli bir gezi yaptık. Heryerini yeşilin bürüdüğü cennetten bir parça olan bu harika yerleşim yerinin ne tarafında fotoğraf çekeceğimi şaşırdım gerçekten. Büyüleyici İznik Gölü’nün kenarında içtiğimiz kahveler, bakılan fallar sonrasında İznik’in içinde bir geziye çıktık.


İznik’e gidip de çini atölyelerini gezmemek olmazdı. Tarihi bir medresede yer alan dükkanlara gidip çininin şekil aldığı envai çeşidi, muazzam eserleri görmüş olduk. Aşağıdaki tabloya hayran kaldım. Fiyatı birhayli pahalıydı ancak el emeği göz nuru olduğu için kesinlikle değer diye düşünüyorum.

Son olarak İznik’te yaşadığımız evi ve eski komşularımızı da ziyaret ettikten sonra ayrılma vakti geldi. Biz yola çıkarken gün İznik’te harika bir tablo gibi batıyordu.

Yolda dönerken buraya kalmaya gelmeli, düşüncesi sardı aklımı. Çünkü yapılacak , gezilecek bir sürü şey kaldı. İznik, tarihi dokusu, doğal güzelliği, sanatı, tüm yol boyunca uzanan meyve-sebze bahçeleri, nefis yayın balığı (yemedik ama aklımızda kaldı) ile kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yolunuz düşerse şimdiden iyi gezmeler diyorum 🙂

Son dönem alışkanlığım “Easy Shop”

Ne zamandır bahsedicem, bir türlü fırsat bulamadım. İnternet üzerinden alışveriş yapmayı hem büyük kolaylık hem de geleceği günü beklemenin keyifli olduğunu düşünen bendeniz son dönemde Easy Shop’a sarmış durumdayım. DHL’in Amerika’dan alışveriş yapmayı kolaylaştıran bu hizmeti sayesinde artık heyecanla paket bekleme tecrübelerim hızla artıyor. Hazır dolar da bu kadar düşmüşken kim tutar beni değil mi? 🙂 Özellikle pasta malzemesi, yeni kalıp temini gibi ihtiyaçlarımı Easy Shop sayesinde Türkiye’ye gönderim yapmayan tüm sitelerden karşılayabiliyorum. Easy Shop’un da mantığı bu zaten. Amerika’dan Türkiye’ye gönderim yapmayan web adreslerinden de alışveriş yapmamızı sağlıyor. Easy Shop’a kayıt olunca Amerika’da bir posta adresim oldu ve satınaldığım ürünlerin dağıtımı için bu adresi veriyorum. Sonrasında gönderilerimi isteğim zaman DHL ile Türkiye’ye gönderiyorlar. Özellikle http://www.kitchenkrafts.com/ sitesinden ayrılamıyorum 🙂 Kullanımı kolay ve hesaplı bu hizmeti sizlere de tavsiye ederim.

Film Keyfi ve iki film önerisi

İzindeyken seyrettiğim iki filmden de keyif aldığımı söyleyebilirim. İlki Güz Sancısı, çektiği dizi ve filmleri , özellikle dönem eserleri olduğu için keyifle seyrettiğim Tomris Giritlioğlu’na ait olan bu film 50’li yıllarda geçiyor. Sağ-sol çatışmaları, azınlık grubuna bakış açısı ve tüm bu senaryonun içinde bulunan imkansız aşk.. Güzel işlenmiş bir hikaye…

Diğer bir film ise kitabını okuyanların pek beğenmediği yönünde yorum yapılan usta oyuncu Tom Hanks’in başrolünü oynadığı Melekler ve Şeytanlar.. Da Vinci Şifresi filminden sonra yine din unsurları -sırlar-çözüm bekleyen ipuçları barındıran bir film. Kitabı okumadığım için heyecanla seyrettim. Bu da benim fikrim değil mi 🙂

Ooooo.. Baya bir yazmışım.. Umarım sıkılmamışsınızdır…
Bir sonraki bahanemde görüşmek üzere..
Afiyetle,

>BAHAR ÇARPMASI VE İLK BALKON KEYFİMİZ

>

Diyeceğim şudur ki, geleneksel Müge’yi bahar çarptı günleri başlamıştır. Elim kolum yine tutmaz oldu. Aslında tüm yükü mevsimsel geçişe de vermek istemiyorum, bu çarpılma sürecinde malum akılalmaz iş yoğunluğum da başrolü kapmış durumda. Bir tane banka reklamı var , muhakkak görüşsünüzdür.. Bir seyahat kartı tanıtımı yapıyor. İnsancığın biri , ki o zavallıcık nasıl da bana benziyor, sabah kalkıyor, aynı; giyiniyor aynı; içtiği çay aynı; yaptığı şey aynı… Sonra ertesi gün oluyor aynı… ve reklamın özetini şöyle veriyorlar A ———-> B arası yaşanan bir hayat. A noktasından B noktasına geçen bir ömür. Vallahi her sabah 06:15’de başlayan hayatımı o kadar güzel özetlemiş ki 🙂 Neyse ki A noktasından B noktasına gitmekten ibaret olan günlerimi haftasonları ile renklendirmeye çalışıyorum ben de.

Yukarıdaki masa renkli haftasonlarımdan birinden. Baharı sırtımda sıcacık selamı ile hissettiğim bir masadan.O ne demeyin..Terasta güneşi gören koltuğu kapınca hem yedim hem de ısındım 🙂

Malum gün yapıyoruz Yasocum ve Adaş Şekerim ile 🙂 İlkini bizim evde yapmıştık, sonra da Adaş’ta toplanmıştık. Sıra Yaso’ya gelince araya bir sürü aktivite girdi ancak iyi ki girmiş, güzel bir bahar gününe denk geldi ve biz de terasın tadını çıkarttık.

Masa yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi muhteşemdi. Sizleri Müge ve Yasemin’in bloglarındaki iki anlatıma yönlendirmek istiyorum, mamaları burada görmeniz daha güzel olacak çünkü benim ufaklık makinam pek işbilir değilmiş o gün 🙂

Herbirinden bilmem ne kaç tur yediğim masadaki enfes lezzetlerden Dalyan Ekmek’i özellikle deneyeceğimi belirtmeden geçemeyeceğim, zira zaten kendisi benim özel talebimle yapılmıştı:) Pırasalı Börek’e zaten cümle kurmama bile gerek yok..En son saydığımda 3. dilimi yiyordum 🙂 Salatalar, Cheesecake… Hepsi müthişti. Eline sağlık Yasom !

Bahar çarptı ama diyorum ya gezmeden geri kalmıyorum:) Cuma akşamı bi yerde yemek yedim ve bunu anlatmadan geçemeyeceğim.

Cercis Murat Konağı … Mardin mutfağının özenle işletildiği mekanda yok yok inanın.. Sunum şekilleri, farklı lezzetleri ile denemenizi özellikle tavsiye ediyorum. İsimlerini hatırlayamadığım envai çeşit meze, özel narlı salata, mardin kebabı… say say bitmez.. Ama herşey bittikten sonra masanıza gelen süprizler ise harika.. Süpriz olsun belki gidersiniz diye saymayayım ama iyi ağırlanacağınıza şüpheniz olmasın. Suadiye’den yolunuz geçerse , burada yemek yemenizi tavsiye ederim. Ancak sanırım rezervasyon şart olacaktır, çünkü cuma akşamı adım atacak yer yoktu.

Ben A noktasından B noktasına olan yolculuğumu süreyim artık. Hepinize iyi haftalar diliyorum.

Afiyetle kalın,

>AYICIKLI BEBEK KURABİYELERİ

>Bekleyip durduğumuz o uzun bayram tatili benim için bugün bitti.Tekrar iş başı yaptım.Bayram sonrası nasıl bir ruh haliyle gelindiğini az çok tahmin ediyorsunuz sanırım.Neyseki hafta başladığı gibi bitti ve 2 günlük haftasonu giriyor araya.Pazartesi anlayacağız sanırım tam anlamıyla beklenen tatilin bitişini.Bundan sonra ne bekleriz? Belki yılbaşını. Ama şu bir gerçekki 2006 sonunda mailleri dönmeye başlayan meşhur 2008 yılı ve haftaiçine gelen süper bayramlarını da geride bırakmış olduk.2009’da ise işler kesat, hemen baktım 🙂

Bayramda İstanbul’da kaldık ama itiraf ediyorum çok sıkıldık. Eşimle birbirimize bakıp bugün ne yapsak diye düşünmekten çok yorulduk. Tatil ya, insan bir şeyler yapmaya güdümleniyor.

Bol bol film seyrettik diyebilirim.

Bunlar izlediklerimizden bazıları..
Rails & Ties , tam bir dram.. Annesi intihar eden bir çocuğun annesinin arabasına çarpan trenin operatörü ve onun karısı ile olan hikayesini konu alıyor. Çok beğendim mi? Hayır … 5 üzerinden 2 diyebilirim.
Traitor, macerasevenler için ilginç bir hikaye.İslami terör ve ABD konulu bir aksiyon filmi.Sıkılmadan seyredebiliyor insan.
The Accidential Husband, benim gibi romantik komedi sevenler için eğlenceli vakit geçirmenizi sağlıyor. Radyoda aşk doktoru programı yapıp, kadınlara öğütler veren bir bayanın başına gelen
komik olaylar ve tabii ki romantik sahneler:)
Nights in Rodanthe, eğer siz de Richard Gere hayranıysanız bu filmi seyretmeye başladığınızda zaten beklentiniz tavanda oluyor ama birden puffff diye sönüyorsunuz. Hataları kabul etme, sevdiklerine zaman ayırma ve değer verme anafikrini veren ve bence sıkıcı akışı olan bir film. Richard Gere filmi diyip aldanmayın derim 🙂

Pekiiii…. Geride bıraktığımız bir hafta boyunca sitede ne yaptım, hiiiççç:) Bugün hesapta Elmalı Turta’nın tarifini verecektim ama ne yalan söyleyeyim içimde bir rehavet, bir üşengeçlik..Kolayına kaçmayı yeğledim, itiraf ediyorum.
Bayramdan önce teslim ettiğim bir kurabiye sepetini yayınlamaya karar verdim. Bu kurabiyeleri yeni abla olan bir küçük hanımefendi için yaptım. Kızkardeşinin doğduğu gün okuluna götürüp arkadaşlarına dağıtması için.
Kendisi gibi cici ve süslü ayıcıklar hazırladım ve tek tek paketleyip yine aynı tonlardaki karton sepete yerleştirdim, böylelikle küçük Duru kurabiyelerini rahatlıkla dağıtabildi.
Kendinize iyi bakın ve afiyetle kalın,

DÖNÜŞÜM

Yaz bitti, izinler bitti, tatiller bitti…

Bir baktım blogların hepsinde yeni yeni yazılar..Herkes göçmen kuşlar gibi gittiği yerlerden dönüvermiş.

Yeni yayın dönemi gibi 🙂 Başlıyor yeniden herşey.. 🙂
Bu sezon neler var kimbilir? Ne güzelliklere sahne olacak bloglar alemimiz göreceğiz…
Madem öyle haydi başlayalım , aynen kaldığımız yerden yola devam …
Mübarek Ramazan ile başlayalım söze. Buradan herkese güzel, bereketli, sağlık dolu sofralar diliyorum.
Geçen hafta bildiğiniz üzere yoktum.Yaz tatilimin son dilimini, en tatlısını en sona bırakmıştım.En sevdiğim yerde geçirmek üzere tuttum canım annemim elinden, Selanik’te aldık soluğu.
O’nunla beş dolu gün geçirdik.
Annemin Selanik’e ilk gidişi olduğu için ören yerlerinde bilmem kaçıncı turumu da attım iyi oldu 🙂
Karşı kıyıdan selam ettik Türkiye’ye.. Yemeğiyle, aileleriyle, kullandıkları komik kelimeleri ile zaten hiç ayrılmamış olan iki milletin ortaklığına annem bile şaşırdı kaldı..
Dönerken yolda bir melek görmek üzere İstanbul’a varmadan indik otobüsten.. Bu melek bizim ailemize daha yeni geldi; ismi Doruk .. Bu ara moda ya.. Bu geçen aydan sonra hayatımıza giren ikinci Doruğumuz !
“Atatürk’e benziyor , kesin büyük adam olacak” dedim görür görmez..Onun gibi kaşı gözü, vakur duruşu var ! Bir de tek lokmada yemelik ayakları 🙂
Bahtın güzel olsun, küçük yeğenim! Sayende kuzenden de olsa teyze olduk 🙂 Yoksa benden yengenin dışında bir şey olacağı yok malum 🙂
Yemekbahane’de bu sezon…
Alışık olduğunuz herşey, yeni denemeler ve beraber öğreneceklerimiz …
Bizden ayrılmayın
Afiyetle,