>BEYPAZARI – 2

>Beypazarı gezimize kaldığımız yerden devam edelim…
Bir önceki yazıda yemeklerini bol bol anlattığım Beypazarı’nda sanırım en keyifle yaptığım ikinci şey, ilki tabii ki yemek yemekti, fotoğraf çekmek oldu.
Her köşesinde bir kare yakalayabileceğiniz Beypazarı, restore edilmiş 500’den fazla ev ve konağı ile doğal bir müze gibi.
Sözün özü, Beypazarı’na mukakkak fotoğraf makinanızla gitmelisiniz.
Hıdırlık Tepesi, Yaşayan Müze, Halk Evi, Gümüş Mağazaları, Alaattin Sokak ve İnözü Vadisi muhakak görmeniz gereken yerler.
Alaattin Sokak’ta restore edilmiş evler ve yöresel yiyeceklerin satıldığı stantlar bulunuyor.İnözü Vadisin’de dağdan gelen buz gibi suyun kenarında dolma yemeden gelmeyin sakın 🙂 Bakın hala aklımda dolma var 🙂
Yaşayan Müze ise hakikaten enteresan bir yerdi. İçerisinde çeşitli faaliyetler bulunduğu için adı Yaşayan Müze olarak geçiyor. Ebru sanatı uygulaması, kurşun dökme ritüeli gibi çeşitli faaliyetlerin yapıldığı tarihi konak ihtişamı ile de göz dolduruyor.
Konaklama konusuna gelecek olursak, Beypazarı, restore edilmiş konaklarla dolu. Tarihi dokusu korunmuş bu pansiyonlarda oda&kahvaltı şeklinde ödeme yaparak kalabilirsiniz. Biz Bey Konağı’nda kaldık ve gayet memnun ayrıldığımızı söyleyebilirim.
Yazımın sonunda Beypazarı’ndan bir kaç kare daha paylaşarak bu yazıyı tamamlamak istiyorum.
Yolunuzun güzel ve sizi mutlu eden yerlere düşmesi dileğiyle,

Gülengözlü

Beypazarı’nda gözleri gülen bu güzel kız sanırım hafızamdan hiç silinmeyecek…

Beypazarı

Restore edilmiş konaklardan kesit

Beypazarı Çarşısı

Alaattin Sokak – Güveççi

Nallıhan

Beypazarı – Bolu yolu .. Linyit yatakları

Beypazarı Gümüşçüler

Gümüşçüler

Kuklalar

Alaattin Sokak

Alaattin Sokak

Alaattin Sokak

İnözü Vadisi

İnözü Vadisi

>BEYPAZARI – 1

>

Geçtiğimiz hafta benim için bir hayli yoğun gündemi olan bir haftaydı.8 Mayıs evlilik yıldönümümüz olduğu için kısa bir seyahat planı yaptık bu sene için; rotayı Beypazarı olarak belirledik.
İstanbul’dan yaklaşık 340 km uzakta Ankara’nın sevimli bir ilçesi, Beypazarı. Yolunuz daha önce düşmüş müydü bilmem ama, eğer haftasonu ufak bir kaçamak yapmak isterseniz bu sevimli beldeyi muhakkak ziyaret etmenizi öneririm. Birçok tur firması buraya gezi düzenliyor ancak siz şahsi araçlarınızla gitmeyi planlarsanız baştan uyarmam gerek ki malesef yolu pek güzel değil. Beypazarı’na İstanbul’dan Akyazı çıkışına kadar TEM otoyolundan gidiliyor. Sonrasında, eski Ankara yolundan devam ediliyor. Yolun bazı yerleri bir hayli bozuk ya da virajlı ama doğa, ekili tarlaların ihtişamı yolun bozuk oluşunu unutturacak şekilde güzel.
Beypazarı’nda ne yapılır? sorusuna cevap veriyorum…
Bol bol yenilir 🙂 Peki ne ???
Beypazarı’nın sarması o kadar meşhur ki sokaklar size yaprak sarma ikram eden bayanlarla dolu.Hepsi birbirinden lezzetli ve incecik sarılmış yaprak sarmalarını kimseyi kırmayayım diye yemeye başlayınca, bir daha bir restauranta gidip karnınızı doyurmaya gerek kalmıyor 🙂
Durun daha bitmedi…
80 kat baklavasını tatmadan sakın dönmeyin..Çeşitli versiyonları ile Beypazarı’nın baklavası bir harika.
Beypazarı Türkiye’nin havuç rezervinin %60’ını sağlıyormuş, o nedenle beldede bolbol havuç lokumu, havuç suyu, havuçlu ekmek gibi çeşitlere de rastlıyorsunuz. Şimdi neden Beypazarı’nda ne yapılır sorusuna cevaben , yemek yenilir dediğimi anladınız mı 🙂
Daha bitmedi.. Her yerde tarhana, erişte, çeşitli sebze ve meyve kuruları satılıyor, gözlemeci-bazlamacılar siz tokken bile sizi sizden almaya yetiyor…
Ve tabii ki bir çoğunuzun bildiği BEYPAZARI KURUSU.. Bir şehir tereyağ kokar mı? Kokar… Heryer buram buram tereyağ kokusu ile bütünleşmiş Beypazarı kurusu imalatı yapan fırın doluysa kokar..
Beypazarı’nda başka ne yenir?
Muhakkak kıymalı tarhana çorbası içilmeli, meşhur Beypazarı Güveci yenmeden dönülmemeli..
“Peki Müge sadece Beypazarında yedin mi?” dediğinizi duyar gibiyim 🙂 Yok tabii ki biraz da gezdim 🙂 Ama onları sonra anlatacağım..
Yemenin dışında bol bol fotoğraf çektim..Birkaç kare ekliyorum ve şimdilik ayrılıyorum.. Bir sonraki yazımda “nerede kalınır”, “nereleri gezilir” bilgileri ile devam ediyor olacağım …

Beypazarı 80 kat baklava

Beypazarı Sarması

Beypazarı Kadını

Beypazarı Kahve

Beypazarı Yaşayan Müze

Afiyetle & sağlıkla,

>VENI.. VIDI … VICI DİYEMEDİK :)

>Dubai yolcuları döndü 🙂 Ama başlıkta da yazdığım gibi ünlü söz “geldik, gördük, yendik” üçlemesini gerçekleştiremeden… LG’nin düzenlediği yemek yarışmasının Türkiye etabında ilk dörde giren grup olarak Dubai’ye giderken hakikaten umutluydum.Ama herşey umduğunuz gibi gitmiyor her zaman değil mi?
Dubai’den döndüğümde aklımda şu üç şey vardı..
1-Daha çok soru sor, iyice öğren !
2-Hayatta her zaman kurallar başrolde değildir !
3-Eğlenceli bir tecrübeydi!

Yemek yarışmasından bahsetmeyeceğim sizlere.. Çünkü yarışma , kuralları olan, bir düzeni olan, eşit şartların ve ve adil kararların geçerli olması gerektiği, oyun oynamanın resmi tabiridir bana göre. İyi ya da kötü bir şartı şurtu vardır. Sonunda öğrenmezsin ne yapman gerektiğini, başında bilirsin.

Size yemek yapma kaosundan bahsedeyim 🙂

Kaos’tan öncesine bakalım biraz..

Türkiye’de gerçekleşen kusursuz organizasyon sonrasında kafandaki sorular, aldığın cevaplarla örtüşür. Aldığın yanıtlardan tatmin olmuşsundur.Senin için söylenen kurallar geçerlidir.
İyi bir organizatörle (Gönenç, bu sensin) işlerin tıkır tıkır ilerler. Alanda sözleştiğin saatte buluşursun. Uçağına binersin, güle oynaya, seyrettiğin film bitmeden, kahkahaların kursağında kalarak Dubai’ye inersin. Kocaaammaannn odanda yatar uyursun, sözleştiğin saatte aşağıya inersin, grubunla buluşursun.

Hahhh işte kaos geliyor.. Geldi bile 🙂

Kaos gelir, seni programın 3. belki bilemedin 4. dilimini öne almış bir şekilde önce markete götürür. Ne pişirecekseniz malzemenizi alın der. Hmmmm sorular, sorular, sorular .. Neden soruyorum bu kadar soruyu? Programda yazmıyor muydu ?? Gönençççç ?? Bunu neden? Şunu neden? Bunu da? O olmazsa yoksa ?… gibi sorularla şişirirsin zavallı Gönenç’in kafasını.. Sen Gönenç’e sorarsın.. Gönenç kaos’a :=) Kaos’un cevabı.. Ne pişirecekseniz malzemesini alın…

Pişirilecek belli, pişirecekler de belli. Türkiye’den gelen nadide malzemeler cepte. Eksikleri tamamlayalım. 45 dk vaktiniz var.. Haydaaa alın verin ekonomiye can verin modu..

Aldınız mı ? Aldık.. Kaos der ki binin minibüse.. Mini mini minibüs..Bir ultra minibüse kaç kişi biner yarışmasıysa evet kazandık 🙂

Otele varınca kaos inin der, yol gösterir..Kocamaaann bir balo salonu. Ucunda 5 bayrak..Türkiye, İran, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Birleşik Arap Emirlikleri. Altında 10 masa.Her masada bir LG SOLAR DOM Fırın..

Kurallarda vardı, ocak kullanmak yok diye.Neyse fırında pişecek herşey. Peki biz nerede yıkayacağız, paklayacağız aldıklarımızı.. Kural 2 derki Hijyenik olun, yoksa puan kırılır 🙂

Merak ettik sorduk Gönenç’e, nerde yıkayacağız ? Gönenç, kaos’a sordu.. Mutfakta yıkayın getirin dediler.Girdik mutfağa.Kocaamaann otel mutfağı.. Ahaaa o ne? Diğer gruplar bir sürü çanta ile gelmiş.. Onlar ne yaaa??? Hani burada bulamayacağınız bir şeyler varsa, ülkeden getirmek istediğiniz , getirin demişlerdi ya, onlar herhalde diyor içses.. Ama yine de şüpheli diğer yandan da… O çantalar açılınca , gözler de açıldı bizim faltaşı gibi.. Tabak çıkıyor, bıçak çıkıyor, o çıkıyor , bu çıkıyor.. Gönenççç ??? Bu neeeee???

Kaos’a gidip soruyor Gönenç? İstemişler getirmişler canım, önemi yok diyor kaos .. Sakinleşiyoruz..Mutfağa gidiyoruz masumca aldığımız domatesi biberi yıkamaya. O ne? Biri hamur yoğurmaya başlıyor, bir diğeri doğramaya..Ne oldu, yarışma başladı mı? Kaos’a gidip sorayım bakayım ne oluyor? Doğramak serbest mi ? Serbest 🙂 Eeee hamur yoğurmak, hayır canım yemeğe dair hiçbir ön hazırlık mübah değil.. Herşey 45 dk da yapılacak. E hadi biz de doğrayalım diyoruz ve geri dönüyoruz mutfağa. Mutfağın şeflerinden biri Arapça konuşuyor, İran grubu ile..Elinde İran’ın pişireceği et, marine ediyor onlar için..Sinirleniyoruz..Ama Kaos’a gidip sorunca marinasyon da serbestmiş cevabı alıyoruz.E biz de marine edelim o zaman diyoruz bari 🙂 İyi ki meraklıyız da zar zor şartları eşlemeye çalışıyoruz. Gönenç’in kafası davul oldu bile.
Dur bakayım programa..Daha yarışmaya 4 saat var, biz napıyoruz burada Gönenç? Bir tek biz Türkiye grubu olarak masamızda oturuyoruz, herkes nerede? Mutfakta..Napıyor? Muamma 🙂
4 saat geçiyor.. Ama sinirler laçka 🙂 Geyik almış yürümüş 🙂 Yaso ile sanatsal fotolar çekiyoruz Dubai semalarına doğru.Bir burç muhabbeti sarıyor Ebru ile..Takım arkadaşım Gül ile son stratejilerimizi paylaşıyoruz. Gönenç de kızların arasında çıldırdı çıldıracak 🙂

Bireysel yarışacaklar hazırlansın diyor Kaos.. Yasemin ve Ebru bireysel yarışacaklar. Kuruluyorlar masalarına.. 3..2..1 başla 🙂 45 dk süreniz var.. Hızlı olun, hijyenik olun, lezzetli pişirin, güzel tabak çıkarın.. Sağlıklı, hafif, fırında pişmiş 2 porsiyon tabak hazırlanacak… Bu bizim buradan gitmeden evvel öğrendiğimiz kural 🙂 Kaos diyor ki “Bireyselde yarışan ilk 3’e giren Tayland’a gidiyor” .. Neeee?? Hani her ülkeden en iyi performans gösteren Tayland’a gidiyordu? Gönençççç !!! Zavallı Gönenç ha çıldırdı, ha çıldıracak.. Bize söylediği hiç bir şey tutmuyor..Her ülkeden iki kişi gitmiyor Tayland’a, sadece dereceye girenler gidiyor.. Hadi neyse , bu da kabul.. Biz nasılsa gireriz, çalışın kızlar !!!

Bizimkiler daha eldivenlerini ellerine geçirmeden yan masa fırına bir şey attı.. O ne ?? Orada bir tepsi mayalanmış pide var..Ne oluyor? Birlikte getirdikleri çantalardan bir şeyler çıkıyor.. Son 20 dk.. Hadi kızlar, hızlı olun , hızlı..
Yan masalar jüri masasına doğru koşturmaya başladılar.. Tüh bitirdiler bile..O ne masalarına dönüp bir şeyler daha pişiriyorlar..Demin koydukları neydi.. O ne ? O kocaman bütün tavuğu ne ara nar gibi kızarttınız? Tavuk da gitti masaya..Dur dur …O ne yaaa..? Koca bir ıstakoz çıktı bir yerlerden, o da mı şimdi pişti.Bizim iki dilim fileto levrekle, avuç içi kadar somon pişmedi, nasıl oluyor bu? Istakoz da kondu masaya..Sonra da balinaya benzer kocaman bir balık ..E hani bir yemek yapılacaktı? Ne oluyor buradaaa?? Süre doldu.. Bizimkiler hala fırının başında pişti mi diye bakıyorlar.Millet okyanusu pişirdi sözüm ona, bizim balıkçılar inatçı..Zaten bizim tabakları koymaya yer de yok. Her ülke 5 çeşit tabak kondurmuş.Orada gördüğüm makarna mı yoksa? Evet makarna..Eeee.ocak kullanmak yasak değil miydi? Tiramisu mu? Hani sağlıklı yemekler konsepti vardı, hem ne zaman soğudu o tiramisu?Nereye düştük biz? Dubai’li bir şef tadıyor yemekleri, ucundan ucundan..elinde ne bir kağıt, ne bir kalem? Belli medyatik, sürekli şarkılar türküler..
Sıra bizde..Grup yarışması..Keyifler kaçık.Artık belli ortada bir doğrusuzluğun hakim olduğu.Biz şaşkınız, öfkeliyiz.. Geçiyoruz masanın başına..Masa bir öncekilerden kalma, pis..Hijyenik değil yani 🙂
Süreye karşı yarış, gerisini boşver diyor içsesim..Eğlenmene bak.Başlıyoruz yemeğimize..
Portakal sulu, kremalı karışık baharatlı tavuk, yanında sebze kulesi ve kaymaklı kayısı dolması ikram edeceğiz. Doğra, sık, ez…Fırına ver… Fırın nasıl çalışıyordu? Ona bas, buna bas…Eeee pişmiyor?? Kaos geçiyor önümüzden.. Excuse me diyoruz 🙂 Nasıl çalışıyordu bu fırın ? Bilmiyor musunuz ? Yarışmadınız mı ülkenizde bu fırınla? Yarıştık da kaos abla, unuttuk haliyle bir sefer kullandığımız aleti.Neden? diyor kaos, vermediler mi size bu fırından?..Derin bir sessizlik…

Oooo yan taraf yine gazı aldı, götürüyor da götürüyor… İki dal sebzeyi pişiremedik daha yaww.. Yaso diyor ki ..Ya kızım tuz döker gibi yapıyorlar, tuzun ağzı kapalı.. Olacak iş değil 🙂
Iyhhh o ne.. İran çökmüş yere.. Masanın altına doğru girmiş, çantasından çıkarıp çıkarıp tabağa koyuyor.. Kaos geçiyor o an yanımdan. Bu nasıl hijyen diyorum, üzerine alınmıyor. İngilizcem yetmiyor sanırım , fazla doğru gramerle konuştum diyorum 🙂 Jüri masasına yığıyorlar, sufleler, yıldız şeklinde bilmemneler, onlar bunlar şunlar.. Bizim sebzeler kıtır kıtır, tavuk pişmedi daha yaa… Son 5 dk diyor kaos..Kurallar var ya zaman tutuyorlar 🙂 Onu da keselim, bunu da koyalım.. Hadi yallah diyoruz, masaya konduruyoruz bizim bir dal yemeği.. Yan taraflar Halil İbrahim Sofrası kurmuş yine faili meçhul şekilde. Değerli (?!?) jürimiz geliyor, ucundan accık tadıyor tavuktan.Eee kayısı, sebzeler ?
Sonuçlar az sonra…
Ve kazananlar… tüm ülkeler öyle böyle dereceye giriyor..Bilin bakalım kim havasını alıyor 🙂 Tabii ki biz 🙂 Kaos’a iyi akşamlar diliyoruz.. Bilseydik içköftemizi, mantımızı, gömlek ciğerimizi, perde pilavımızı,burma tatlımızı alır gelirdik diyoruz ama o anlamıyor tabi 🙂
İşte böyle…

Enteresan bir tecrübe ile döndük cebimizde. Ama şunu söylemem lazım. Yarışma dışında herşey kusursuzdu. Kafasını şişirdiğimiz Excel İletişim Danışmanlığı firmasının bizi bir saniye bile yanlız bırakmayan organizasyon müdürü Gönenç Bey’e ve bu şansı bize tanıyan LG Türkiye yetkililerine buradan teşekkür etmek istiyorum.

Elimde olan bir kaç kare fotoğraf ile bitiriyorum bu uzzunnn yazımı 🙂
Afiyetle kalın,

>GEZDİM, GÖRDÜM, DENEDİM, MEMNUN KALDIM, İZLEDİM, BEĞENDİM

>Bugünkü bahanem mutfaktan değil. Başlığa bakıp da şaşırdıysanız eğer bugün biraz gezi, biraz alışveriş önerisi biraz da film tavsiyesinde bulunacağım. Her telden çalacağız anlayacağınız.

İZNİK’te bir gün …


İlk olarak geçen hafta yıllık iznim esnasında ziyaret ettiğim İznik’ten bahsedeceğim sizlere. İznik’e benim bu ilk gidişim değil. Henüz 1 yaşımdayken İznik’te yaşamışız, mışız diyorum çünkü hiç hatırlamıyorum. Uzun zamandır gidip de görmek istediğim için daha da bir anlamlı oldu gidişim. İznik’e gidişimin sebebi Sevgili Dido’cuğumu ziyaret etmekti. İyi ki de yapmışız, o her zamanki misafirperverliği ile bize harika bir gün yaşattı ve bu sayede anılarımız , daha doğrusu annemin anıları canlanmış oldu.

Dido, yaz aylarını geçirdiği evini her zamanki gibi kendine has zarif zevki ile döşemiş, her köşesine beni hayran bıraktı. Elimde birbirimize alışmaya çalıştığımız yeni oyuncağım fotoğraf makinam ile oranın buranın heryerin 🙂 fotoğrafını çektim , durdum.

Bahçesinde harika bir sofra karşıladı bizleri. Öğle vaktinde ulaştığımız için son derece becerikli olduğu İtalyan mutfağından seçmelerle güzel bir yaz masası hazırlamıştı.

Mönüde, Köy Ekmeğinden Bruschetta, Izgara Örgü Peynirli, Semizotlu Yeşil Salata, Spagetti Bolognese ve Çikolata Soslu Bisküvili Pasta vardı.
Yemeğin ardından sitede keyifli bir gezi yaptık. Heryerini yeşilin bürüdüğü cennetten bir parça olan bu harika yerleşim yerinin ne tarafında fotoğraf çekeceğimi şaşırdım gerçekten. Büyüleyici İznik Gölü’nün kenarında içtiğimiz kahveler, bakılan fallar sonrasında İznik’in içinde bir geziye çıktık.


İznik’e gidip de çini atölyelerini gezmemek olmazdı. Tarihi bir medresede yer alan dükkanlara gidip çininin şekil aldığı envai çeşidi, muazzam eserleri görmüş olduk. Aşağıdaki tabloya hayran kaldım. Fiyatı birhayli pahalıydı ancak el emeği göz nuru olduğu için kesinlikle değer diye düşünüyorum.

Son olarak İznik’te yaşadığımız evi ve eski komşularımızı da ziyaret ettikten sonra ayrılma vakti geldi. Biz yola çıkarken gün İznik’te harika bir tablo gibi batıyordu.

Yolda dönerken buraya kalmaya gelmeli, düşüncesi sardı aklımı. Çünkü yapılacak , gezilecek bir sürü şey kaldı. İznik, tarihi dokusu, doğal güzelliği, sanatı, tüm yol boyunca uzanan meyve-sebze bahçeleri, nefis yayın balığı (yemedik ama aklımızda kaldı) ile kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yolunuz düşerse şimdiden iyi gezmeler diyorum 🙂

Son dönem alışkanlığım “Easy Shop”

Ne zamandır bahsedicem, bir türlü fırsat bulamadım. İnternet üzerinden alışveriş yapmayı hem büyük kolaylık hem de geleceği günü beklemenin keyifli olduğunu düşünen bendeniz son dönemde Easy Shop’a sarmış durumdayım. DHL’in Amerika’dan alışveriş yapmayı kolaylaştıran bu hizmeti sayesinde artık heyecanla paket bekleme tecrübelerim hızla artıyor. Hazır dolar da bu kadar düşmüşken kim tutar beni değil mi? 🙂 Özellikle pasta malzemesi, yeni kalıp temini gibi ihtiyaçlarımı Easy Shop sayesinde Türkiye’ye gönderim yapmayan tüm sitelerden karşılayabiliyorum. Easy Shop’un da mantığı bu zaten. Amerika’dan Türkiye’ye gönderim yapmayan web adreslerinden de alışveriş yapmamızı sağlıyor. Easy Shop’a kayıt olunca Amerika’da bir posta adresim oldu ve satınaldığım ürünlerin dağıtımı için bu adresi veriyorum. Sonrasında gönderilerimi isteğim zaman DHL ile Türkiye’ye gönderiyorlar. Özellikle http://www.kitchenkrafts.com/ sitesinden ayrılamıyorum 🙂 Kullanımı kolay ve hesaplı bu hizmeti sizlere de tavsiye ederim.

Film Keyfi ve iki film önerisi

İzindeyken seyrettiğim iki filmden de keyif aldığımı söyleyebilirim. İlki Güz Sancısı, çektiği dizi ve filmleri , özellikle dönem eserleri olduğu için keyifle seyrettiğim Tomris Giritlioğlu’na ait olan bu film 50’li yıllarda geçiyor. Sağ-sol çatışmaları, azınlık grubuna bakış açısı ve tüm bu senaryonun içinde bulunan imkansız aşk.. Güzel işlenmiş bir hikaye…

Diğer bir film ise kitabını okuyanların pek beğenmediği yönünde yorum yapılan usta oyuncu Tom Hanks’in başrolünü oynadığı Melekler ve Şeytanlar.. Da Vinci Şifresi filminden sonra yine din unsurları -sırlar-çözüm bekleyen ipuçları barındıran bir film. Kitabı okumadığım için heyecanla seyrettim. Bu da benim fikrim değil mi 🙂

Ooooo.. Baya bir yazmışım.. Umarım sıkılmamışsınızdır…
Bir sonraki bahanemde görüşmek üzere..
Afiyetle,

>DONDURMA DOLU BİR YOLCULUK & MAKYAJ ÇANTASI PASTASI 2 & ŞAMPİYONUZ ŞAMPİYON

>Başlığa bakıp “Bu yazanların birbiri ile alakası nedir?” diyorsunuz sanırım. Doğru, haklısınız. Kendime yaptığım özeleştiri neticesinde bunu bir borç bildim ve bugün uzun bir yazı yazmaya karar verdim.Peki ne yazsam diye düşününce de ilk aklıma bir önceki hafta geçirdiğim harika cumartesi ile başlamak geldi. Aslında bu hafta da çok güzel bir cumartesi geçirdim ama onu bir sonraki yazıya saklayacağım.

Bu fotoğraf sadece günün bir parçasından alıntı aslında. Elimizdeki tabaklarda süzüm süzüm süzülerek yenmesi beklenen şey nedir? Cevap : Dondurma. Ama dondurma diyip geçmemek lazım. O tabaktakiler dondurmanın anlamını farklılaştıran, bize sadece yazın yenmez kışın da doya doya yiyin konseptini kazandıran, bununla da yetinmeyip dondurmaya farklı farklı konbinasyonlarla boyut atlatan Algida’nın Carte d’or lezzetlerinden sadece bir örnek.

Meyveyi dalından yemişsinizdir ama eminim çoğunuzun dondurmayı fabrikanın bantından alıp yeme gibi bir deneyiminiz olmamıştır. Benim de haliyle böyle bir tecrübem yoktu ta ki Algida’nın
Çorlu’daki muhteşem (bu sadece dondurma fabrikası olduğu için kullandığım bir sıfat değil, lütfen yanlış anlaşılmasın) 🙂 fabrikasını gezene kadar.

Hijyenin temel unsur olduğu fabrikayı gezintimiz ömrümün sonuna kadar hep kahkaha atarak bakacağım bu ve bunun muadili fotoğraflarda da gözüken o süper kılığa bürünmemizle başladı. Az yuvarlak olan bendeniz bu beyaz tulumların içine girince çamaşır suyu reklam kahramanları gibi oldum 🙂 Beyaz ve yuvarlak 🙂

Ama olsun.. Magnum’un titizlikle nasıl üretildiğini, Selection serisinin lezzetinin nereden geldiğini, Cornetto’nun aşk dolu çikolatasının külaha doluşunu bu yuvarlak ve beyaz halimle büyük bir ilgiyle seyrettim. Seyretmekle kalmadım, dalından da yedim üstelik 🙂

Fabrika gezimizin sonrasında bizler için özenle hazırlanmış muazzam bir piknik organizasyonu ile de keyfimiz duble oldu. Anlayacağınız yedik, içtik keyfilendik yine 🙂 Sonunda da bu keyiflere objektiflere günün hatıra pozunu verdik.

Bu muhteşem deneyim için Carte D’or ailesine çok teşekkür ediyorum.

Bu da başlığımızın ikinci yarısı.. Sanırım yapalı 1,5 ay kadar oldu. Ancak fotoğraf aktarmadaki yetilerim kısıtlandığı için ancak kısmet oluyor yayınlamak.

Pasta da tamam…

Sıra da ne var.. Valla kimse alınmasın ama sırada ŞAMPİYONA EDİLECEK İKİ SATIR LAFIM VAR 🙂
Kendimi bildim bileli Beşiktaşlıyım. Futboldan anlamam ama şimdi buradan şampiyonluk kutlaması yapmazsam olmaz !!!!
Tebrikler Kara Kartal !!! Tebrikler Şampiyon 🙂

Afiyetle,

>TATİL SONRASI SENDROM & DÜĞÜN İÇİN SÜSLENMİŞ CUPCAKELER

>

Bizim için artık vazgeçilmez bir gelenek evlilik yıldönümümüzde kendimize bir tatil fırsatı yaratmak. İşte yine bir sene daha hızla geçti ve gitti. Geçtiğimiz seneki Alaçatı seyahatinden sonra bu sene her ikimiz de daha dingin ve rahat bir tatil planlama konusunda hemfikir olduk ve birkaç günlüğüne Antalya’ya kaçmaya karar verdik.
Planlaması, beklemesi ve gitmesi güzeldi de ya dönmesi.. Kalabalıkların henüz doluşmadığı kumsalı, sıcacık havayı, tatilin keyfini bırakıp yine masabaşı yapmak cidden çok zorlayıcı.
Tatilin kötüsü olmaz kısası olur diyenler haklılar vallahi..İşte yine klavyenin başındayım:)
Tatilde fotoğraf makinam elimden düşmedi. Çiçek, böcek ne varsa çektim:) Hala kursa gidemediğim için bir elimde makinam bir elimde satınaldığım kitaplarım ne nedir onu öğrenmeye çalışıyorum:)

Tatile gitmeden evvel yaptığım cupcakeleri de yayınlamak istedim bu vesile ile. Şeker hamuru ile süslenmiş cupcakeleri bir düğün hazırlığı için demo olarak hazırlamıştım.

Cupcakeleri buradaki tarifle hazırladım. Bu tarif cidden çok yoğun çikolata tadını sevenler için muazzam sonuç veriyor ayrıca süslemeye de son derece elverişli.Tatil dönüşü apartman görevlimiz bana bir paket geldiğini söyledi ve elinde bu harika sepet ile geldi. Tamek tarafından gönderilen bu şık sepetin içerisinde yok yok diyebilirim.

Çok uzun yıllardır sağlıklı ve güvenli içecek deyince aklımıza gelen Tamek, yeni bir websitesi haırlamış ve yeni projeleri Tamekid’yi geliştirmiş. İnteraktif ve eğlenceli bu websitelerini gezmenizi tavsiye ediyorum. Bizim evde sağlıklı hayata destek son sürat devam ediyor anlayacağınız. Uno, Actifry ve Tamek ile sağlıklı ve lezzetli beslenmeye devam 🙂
Afiyetle,

>BAHAR ÇARPMASI VE İLK BALKON KEYFİMİZ

>

Diyeceğim şudur ki, geleneksel Müge’yi bahar çarptı günleri başlamıştır. Elim kolum yine tutmaz oldu. Aslında tüm yükü mevsimsel geçişe de vermek istemiyorum, bu çarpılma sürecinde malum akılalmaz iş yoğunluğum da başrolü kapmış durumda. Bir tane banka reklamı var , muhakkak görüşsünüzdür.. Bir seyahat kartı tanıtımı yapıyor. İnsancığın biri , ki o zavallıcık nasıl da bana benziyor, sabah kalkıyor, aynı; giyiniyor aynı; içtiği çay aynı; yaptığı şey aynı… Sonra ertesi gün oluyor aynı… ve reklamın özetini şöyle veriyorlar A ———-> B arası yaşanan bir hayat. A noktasından B noktasına geçen bir ömür. Vallahi her sabah 06:15’de başlayan hayatımı o kadar güzel özetlemiş ki 🙂 Neyse ki A noktasından B noktasına gitmekten ibaret olan günlerimi haftasonları ile renklendirmeye çalışıyorum ben de.

Yukarıdaki masa renkli haftasonlarımdan birinden. Baharı sırtımda sıcacık selamı ile hissettiğim bir masadan.O ne demeyin..Terasta güneşi gören koltuğu kapınca hem yedim hem de ısındım 🙂

Malum gün yapıyoruz Yasocum ve Adaş Şekerim ile 🙂 İlkini bizim evde yapmıştık, sonra da Adaş’ta toplanmıştık. Sıra Yaso’ya gelince araya bir sürü aktivite girdi ancak iyi ki girmiş, güzel bir bahar gününe denk geldi ve biz de terasın tadını çıkarttık.

Masa yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi muhteşemdi. Sizleri Müge ve Yasemin’in bloglarındaki iki anlatıma yönlendirmek istiyorum, mamaları burada görmeniz daha güzel olacak çünkü benim ufaklık makinam pek işbilir değilmiş o gün 🙂

Herbirinden bilmem ne kaç tur yediğim masadaki enfes lezzetlerden Dalyan Ekmek’i özellikle deneyeceğimi belirtmeden geçemeyeceğim, zira zaten kendisi benim özel talebimle yapılmıştı:) Pırasalı Börek’e zaten cümle kurmama bile gerek yok..En son saydığımda 3. dilimi yiyordum 🙂 Salatalar, Cheesecake… Hepsi müthişti. Eline sağlık Yasom !

Bahar çarptı ama diyorum ya gezmeden geri kalmıyorum:) Cuma akşamı bi yerde yemek yedim ve bunu anlatmadan geçemeyeceğim.

Cercis Murat Konağı … Mardin mutfağının özenle işletildiği mekanda yok yok inanın.. Sunum şekilleri, farklı lezzetleri ile denemenizi özellikle tavsiye ediyorum. İsimlerini hatırlayamadığım envai çeşit meze, özel narlı salata, mardin kebabı… say say bitmez.. Ama herşey bittikten sonra masanıza gelen süprizler ise harika.. Süpriz olsun belki gidersiniz diye saymayayım ama iyi ağırlanacağınıza şüpheniz olmasın. Suadiye’den yolunuz geçerse , burada yemek yemenizi tavsiye ederim. Ancak sanırım rezervasyon şart olacaktır, çünkü cuma akşamı adım atacak yer yoktu.

Ben A noktasından B noktasına olan yolculuğumu süreyim artık. Hepinize iyi haftalar diliyorum.

Afiyetle kalın,