>3 GÜN …3 FİLM …

>Uzun zaman oldu sinema üzerine hiç yazı yazmadığım … Aslında hala sıkı bir izleyiciyim, kendi çapımda elbette 🙂 hatta Ajanda’nın vizyondakiler sayfasını da ben yazıyorum ama nedense yemeden-içmeden-gezmeden vakit bulamadım sanırım. Bu haftasonu sıcak havaların da etkisi ile 3 gün -3 film şeklinde geçti. Hepsi farklı kategoride olan filmleri çok beğenerek izledim ve sizlerle paylaşmak istedim.

dear john

Cuma gecesi “Dear John” ile başladım film seyretme gündemime.. Mamma Mia’dan tanıdığımız Amanda Seyfried ve Channing Tatum’un başrollerini paylaştıkları film, Sinem’in de hep dediği gibi tam bana göre bir filmdi. Bitmeyen aşk, sabır, aidiyet, romantizm … Evet evet .. kesinlikle tam bana göreydi 🙂 İzne gelen asker John, yazlıkta tatilini geçiren genç kızla tanışıyor ve tabii ki tutkulu ve uzun soluklu bir aşk başlıyor… Sonrasında birliğine dönen John ve geride bıraktığı aşkını anlatan film romantizm sevenler için ideal …

serseri mayınlar

Cumartesi ise bu sefer DVD’de konuğumuz Ferzan Özpetek ve son filmi Serseri Mayınlar.. Aile bağlarını, aile için kendinden, yapmak istediklerinden, tercihlerinden ve hatta aşkından vazgeçmeyi konu alan film sizi güldürecek ve düşündürecek nitelikte.. Sonundaki Sezen Aksu şarkısı ise çok etkileyici olmuş…

inception-poster

Ve.. Inception … Son günlerde sanırım çoğu kişinin gündeminde.. Hakikaten kafa yorulmuş, emek harcanmış, çıktığınızda sizi etkisi altında bırakan bir film… Rüya görmenin, bilinçaltına girmenin gücü, hayatımızdaki izleri çok başarılı bir senaryo ile aktarılmış. Görsel olarak da çok etkileyici olan filmin başrol oyuncusu Leonardo Di Caprio ve filmin yönetmenine dair inceleme ve görüşleri Ajanda’nın Temmuz sayısında Sevgili Sinem ve Akın’ın kalemlerinden okuyabilirsiniz.

Sinemalı günler..
Afiyetle & sağlıkla…

>EYVAH EYVAH

>Eyvah Eyvah… Çünkü yazacak hiçbir şey yok elde avuçta 😦
Hayalleri de yazdık.. Eeee şimdi ne yapıcaz? Benim özellikle çalıştığım işyerinde , çevremde, arkadaşlarımın arasında Yemekbahane ile yemek yapmayı öğrenen bir sürü Acemi Mutfak Şefi takipçim var.Nerede bana rastlasalar, bari menemen tarifi yaz ama bir şey yaz diyip duruyorlar. Ben de siz boşa mı oturuyorsunuz, siz yapın ben yazayım diye takılıyorum onlara 🙂 Bu çok hoşlarına gitti. Bloğu olmayan Acemi Aşçılara seslen, sana yaptıklarının fotoğrafını göndersinler dediler. Bilmem ki, rağbet görür mü dedim ama sormadan da edemedim 🙂 Yemek bloğu olmayan ama mutfakta vakit geçirmeyi sevenler, Yemekbahane’ye can vermek ister misiniz? Hadi bu da bizim yeni bahanemiz olsun 🙂
Yemekbahane’ye Can Verin, Kan Verin projesi, ne dersiniz 🙂 Yoksa benim abuk subuk hayallerimle uğraşmak durumunda kalacaksınız, hehehehe… Olmadı bu hafta cumartesi arkadaşlarımı bize çağırdım..Annemden bir iki salata isteyeceğim ama tarifleri zaten burada var.. Bir de pizza ..Tamaammmm!! Size hazır pizza fotoğrafı çekeyim mi 🙂

Bu arada Eyvah Eyvah demişken.. Filme gönderme yapmamak olmaz.Ben hem anne hem baba tarafından Trakyalıyım.Teyzem Has Trakyalı der bana:) Filmi izledim ve müthiş beğendim.Tam bir Trakyalı olmuş Ata Demirer.
Şu ara annemlerle aramızda, napiyosun beya ? diyip duruyoruz :)Ama şiveli tabii 🙂
Son zamanlarda çekilmiş Türk Komedilerinin içinde kendine ayrı bir yer edinir, hatta ikincisi de çekilir.Gitmek isteyenlere duyurulur.Çok gülünüyor 🙂
Eyvah Eyvah
Afiyetle, sağlıkla

>TARİF YOK, FİLM VAR

>Pazar günü kendimi kahvaltıya götürtme teşebbüsüm başarı ile sonuçlandı. Kalabalık bir grupla kendimizi Polonezköy Polina’da bulduk yine. Orası favorim demiştim size 🙂 O ne reçeli, bu ne reçeli diye diye ne var ne yok süpürdük. Artık işe giderim seke seke dedim ve dün gittim. Ama işler hiç de umduğum gibi olmadı. Büyük bir eziyetti, bacağım davula döndü ve bugün yine evdeyim ve bir hafta daha köşe yastığı rolüme döndüm diyebiliriz.

Bugün size sadece izlediğim son filmlerden bahsedicem. Bunu da Sinem’in yoğun ısrarı ile yapıyorum 🙂 Yaa az yazıyorsun, bari filmlerden bahset diyince , tamam dedim 🙂
Aslında daha yazmadığım onlarca film var ama ben son 3’ten bahsedicem sadece bugün sizlere…
Birincisi IT’S COMPLICATED – İlişki Durumu Karışık olarak çevrildi dilimize…

it's complicated

Benim bir Meryl Streep hayranı olduğumu ve hiç bir filmini kaçırmadığımı biliyorsunuz artık sanırım. Daha şunun şurasında bir ay evvel Julie & Julia filmiyle her zamanki gibi harika bir performansını izlediğim, hatta bu performansı ile 2010 Oscar ödüllerinde En iyi Kadın Oyuncu dalında aday gösterilen sanatçıyı bu sefer de uzun yıllar evli kaldığı kocasından ayrıldıktan 10 yıl sonra eski eşi ile tekrar aşk yaşamaya başlayan bir kadın olarak görüyoruz.
Yıllar bu kadından hiçbirşey alıp götürmüyor galiba…
Film, ana karakterin yani Meryl Streep’in sahibi olduğu pastane ve kruvasan yapılışı sahnesi ile daha da ilginizi çekecek eminim..

sherlock holmes

Buyrun polisiyenin fenomenine… Robert Downey Jr.’ın performansı için ,akademide oyunculuk dersi için filmi seyrettirmek lazım, denildiğini duymuştum. Hakikaten performansına bayıldım. Dikkat, pratik zeka, şüphe ve sonuçlandırma .. evet onlardan hiçbirşeyin kaçmadığı doğru.. Filmin sonu biraz havada kaldı, demek devamı gelecek.. O zaman bize düşen beklemek..

Everybody's fine

Afişte toplam 4 kişinin fotoğrafı var ama şahsi düşüncem bu filmin tek kişilik bir
oyun niteliğinde olduğu.. Robert De Niro’yu izlediğimiz film naif bir aile mesajı taşıyor.. Ebeveynlerin, büyük özverilerle yetiştirdikleri evlatlarının hayatlarını hep umdukları gibi şekillendiremediklerini gösteriyor bizlere..
Sizi yormayan duygusal temalar taşıyan güzel bir film…

Sağlıkla kalın,

>KÖŞE YASTIĞINDAN SEÇMELER

>

Kirlent

Burcu demişti, “yastık önemli bir aksesuar” diye. Bizim evde kaç yastık var bilmiyorum ama bu ara bir tane kocaman yastık daha eklendi, BEN … Kendimi aynı koltukta otura otura köşe yastığı gibi hissediyorum deyince bizimkiler tebessüm ediveriyor. İşin espirisindeyim ben tabii..
Madem mutfağın yolu uzak kaldı, DVD’nin önünde boş durmamak lazım değil mi? Tarif veremiyorsam, film izlenimleri paylaşırım ben de.

the-blind-side-poster

The Blind Side – Kör Taraf ya da Nokta olarak çevrilebilir sanırım… Drama dalında Altın Küre ödüllerinde en iyi kadın oyuncu seçilen Sandra Bullock’un başrolünü oynadığı film, iyi bir başarı hikayesi örneği bence. Ailenin gücü ve önemini vurgulayan film, ebeveynlere de ince ince mesajlar aşılıyor..

UpInTheAirPoster

Up in the Air – Aklı Havada..

George Clooney’in başrolünü oynadığı film, tam da ofiste yan masamda oturan bir arkadaşımı anımsattı bana.. O muhtemelen bu yazımı okumayacak ama ben ona okuyup haber verecek birini tanıyorum 🙂 zuzu… 🙂 Hayatının çoğunu uçakta, havaalanlarında, otellerde geçiren biri bir aileye sahip olabilir mi? Aşk nedir , tatmış mıdır?

Film, günümüz ekonomisinin yarattığı şirket bütçe kısıtlamaları ile alıştığı hayattan kopması gündeme gelen bir mil avcısını konu alıyor.. En çok da kahramanın mil toplama gayreti bana malum kişiyi anımsatıyor 🙂

10 milyon miliniz olsa, ne yapardınız?

Cevap : Ben bir köşe yastığıyım, 6 hafta bir yere gidemem 😦 ama sonra sıcak bir yere tatile giderdim kesin.. Mesela ilk Maldivlere …

Ya siz ?

Bu arada daha ciddi film kritiği okumak isterseniz, işin piri burada…

Sağlıkla,

>KIYMALI MAKARNA & BIR FILM DAHA

>Şimdi kalktım televizyonun karşısından. Daha soğutmadan konuyu size yazmaya karar verdim. Bazı filmleri izlerken, belki herkese olduğu gibi o filmin içinde yaşarım sanki..O karakterlerin yerine kendimi seyrettiğimi sandığım çok olmuştur.Durun beni deli sanmayın, bu tamamen sevdiğim ve içinde olmak istediğim filmlerde başıma gelir:) Zaten ne tip bir sinema izleyicisi olduğumu yazdığım filmlerden az çok anlamışsınızdır. Romantik komedi insanıyım, bu aşikar:)

Az önce son sahnesini yüzümde tebessümle bitirdiğim film ise bir başkaydı. Bu sefer hakikaten beni anlatıyordu sanırım. Hatta bizi demem lazım, bizim gibi blog yazarlarını.Hadi biraz daha özelleştirelim konuyu bizim gibi yemek bloğu yazanlarını…

Julie&Julia … Eğer bir yemek bloğu yazarıysanız, eğer yemek yapmak sizin için günlük bir mutfak faaliyetinden öteyse, eğer hayatınızın anlamını tekrar kazanmaya dair hedefleriniz varsa ve eğer yemek pişirirken ve yemeklerinizi ikram ederken mutlu oluyorsanız, size önerebileceğim bir film. Farklı zamanlarda yemek yapmayı seven iki kadını konu alan filmde karakterlerden biri blog yazmaya karar veriyor. İşte orada kendinizi göreceksiniz. Yorum gelmiş mi diye baktığınızı, acaba beni kimler okuyor diye düşündüğünüzü, bugün yazacak konunuz yok olsa dahi sırf sizi takip edenler için sarfettiğiniz gayreti göreceksiniz.Ben gördüm 🙂 ve buradayım. Evet beni kaç kişinin okuduğunu her zaman çok merak ettim ve bunu bilmek beni inanılmaz motive ediyor. Yorum yazılmadığı zaman neyi yanlış yaptığımı da düşündüm, düşünüyorum da 🙂 Ama en güzeli ne biliyor musunuz? Şu anda salonda öylece oturmuş klavyeye hızlı hızlı basarken az sonra bu yazdıklarımın sonsuz bir boşlukta bir çok yere ulaşacak olmasının verdiği keyif sanırım. Blog yazdığım için ne kadar mutlu olduğumu hatırladım.. Bu coşkumu size de yazmak istedim..Hahahahah, sanırım içimde bir sevgi ve coşku patlaması oldu 🙂

Eee gelmişiz, iki satır yazmışız. Bari bir de tarif ekleyelim değil mi. Bunu da mı yazdın demeyeceğinizi biliyorum, daha önce de söylemiştim, basit masit demeden yazacağım artık ne var ne yoksa diye. Ne yapalım, her gün ziyafet çekmiyoruz ya 🙂 Kıymalı makarna da hepimizin evinin gerçeği değil mi:)

Eşimin makarnaya düşkünlüğü ama bir o kadar da muhafazakarlığı benim kıymalı makarnayı sıkça uygulamama neden oluyor tabii.

Makarna çeşidini zaman zaman değiştiriyorum ama penne denilen uzun makarna benim favarilerimin başında geliyor.

Malzemeler:

  • 1 paket makarna
  • 200 gr kıyma(ben yağsız dana kıyma kullanıyorum)
  • 1 adet orta boy soğan(çok ufak doğranmış)
  • 1 diş sarımsak(ufak doğranmış)
  • 1 adet orta boy domates
  • 1 yemek kaşığı domates salçası
  • 1 tatlı kaşığ biber salçası
  • tuz, karabiber
  • üzeri için ince kıyılmış maydanoz
  • Maggy tavuk bulyon
  • zeytinyağı
  • su

Makarnalarımızı haşlayacağımız tencereye su koyup iyice kaynatıyoruz. Kaynayan suya 2 paket maggy tavuk bulyon , 2 yemek kaşığı kadar zeytinyağı ve az miktarda tuz ilave ediyoruz ve makarnalarımızı da katarak haşlanmaya bırakıyoruz.

Haşlanan makarnalarımızın suyunu süzerek sosunu hazırlamaya geçiyoruz.

Tenceremize 3-4 yemek kaşığı zeytinyağı ilave ederek,soğan ve sarımsakları soteliyoruz. Kıymayıd a ilave ederek, rengi dönene kadar kavuruyoruz. Domatesin kabularını soyup ufak küpler halinde doğruyoruz. Kavrulan kıymaya ilave ediyoruz. Sonrasında domates ve biber salçasını katıyoruz. Baharatını ilave ederek, bir miktar (yarım çay bardağı kadar) su ilave edip ateşin altını kısıp bir süre pişiriyoruz.

Sosumuz pişince makarnayı sosla karıştırıp servis tabağına alıyoruz. Üzerine ince kıyılmış maydanozla servis ediyoruz.

Afiyetle,

>2 FILM.. 2 KADIN..

>Bugün konumuz yemek değil. Sinema..Biliyorsunuz artık,evdeyken mutfakta vakit geçirmediğim zaman büyük bir olasılıkla film seyrediyorum.Haftada min 2-3 film seyreden biri olarak size son seyrettiğim filmlerden birini hararetle tavsiye etmeden geçemeyeceğim. Bu filmi tavsiye ederken biraz geçmişe de gidip, başka bir filme de atıfta bulunmak istiyorum. Bu iki filmin ortak noktası var. Her iki film de gerçek birer hayat hikayesinden alıntı. Her iki filmin de kahramanı kadın. Güçlü ve sofistike kadınlar. Fark yaratan, yarattıkları farkla kendilerinden söz ettiren kadınlar. Önce geçmişe gidelim.

Sissi…

Avusturya Macaristan Kraliçesi Elizabeth’in nam-ı diğer SİSSİ’nin hayatını konu alan film 3 seri olarak seyredilebilir. TRT’nin arşivlerinde bulunan bu görülmeye değer hayat hikayesinde güzelliği, sevecenliği ve farklı kişiliği ile bir kadının, koca bir krallığın akibetinde nasıl bir rol oynadığını görmek mümkün. O dönemi tüm büyüsü ile yaşayıp, Romy Schneider’in olağanüstü güzelliğini seyredebilirsiniz.

COCO AVANT CHANEL …Chanel’den Önce Coco..

Moda’nın dev ismi Chanel’in nasıl Chanel olduğu muhteşem bir filmle anlatılmış.. Bir kadın olarak, o dönemin kadınının çabasını, azmini, sevgisini, tutkularını ve başarısını soluksuz izledim diyebilirim. Eğer Chanel markasını bir nebze tanıyorsanız, filmin içinde Chanel çizgisinin nasıl oluştuğunu çok net gözlemleyebiliyorsunuz. Filmin son sahnesi ise hala yazarken bile tüylerimi diken diken edecek nitelikte. Başarının resmedilişi.. Chanel’in Chanel oluşu…

Bu iki kadını tanımak isterdim …

Bu arada Yemekbahane 3 yaşını doldurdu..Hepinize Yemekbahane’ye kattıklarınız için teşekkür ediyorum. Gönlümün, gözümün aynası Yemekbahane ile nice mutlu senelere 🙂

Afiyetle,

>GEZDİM, GÖRDÜM, DENEDİM, MEMNUN KALDIM, İZLEDİM, BEĞENDİM

>Bugünkü bahanem mutfaktan değil. Başlığa bakıp da şaşırdıysanız eğer bugün biraz gezi, biraz alışveriş önerisi biraz da film tavsiyesinde bulunacağım. Her telden çalacağız anlayacağınız.

İZNİK’te bir gün …


İlk olarak geçen hafta yıllık iznim esnasında ziyaret ettiğim İznik’ten bahsedeceğim sizlere. İznik’e benim bu ilk gidişim değil. Henüz 1 yaşımdayken İznik’te yaşamışız, mışız diyorum çünkü hiç hatırlamıyorum. Uzun zamandır gidip de görmek istediğim için daha da bir anlamlı oldu gidişim. İznik’e gidişimin sebebi Sevgili Dido’cuğumu ziyaret etmekti. İyi ki de yapmışız, o her zamanki misafirperverliği ile bize harika bir gün yaşattı ve bu sayede anılarımız , daha doğrusu annemin anıları canlanmış oldu.

Dido, yaz aylarını geçirdiği evini her zamanki gibi kendine has zarif zevki ile döşemiş, her köşesine beni hayran bıraktı. Elimde birbirimize alışmaya çalıştığımız yeni oyuncağım fotoğraf makinam ile oranın buranın heryerin 🙂 fotoğrafını çektim , durdum.

Bahçesinde harika bir sofra karşıladı bizleri. Öğle vaktinde ulaştığımız için son derece becerikli olduğu İtalyan mutfağından seçmelerle güzel bir yaz masası hazırlamıştı.

Mönüde, Köy Ekmeğinden Bruschetta, Izgara Örgü Peynirli, Semizotlu Yeşil Salata, Spagetti Bolognese ve Çikolata Soslu Bisküvili Pasta vardı.
Yemeğin ardından sitede keyifli bir gezi yaptık. Heryerini yeşilin bürüdüğü cennetten bir parça olan bu harika yerleşim yerinin ne tarafında fotoğraf çekeceğimi şaşırdım gerçekten. Büyüleyici İznik Gölü’nün kenarında içtiğimiz kahveler, bakılan fallar sonrasında İznik’in içinde bir geziye çıktık.


İznik’e gidip de çini atölyelerini gezmemek olmazdı. Tarihi bir medresede yer alan dükkanlara gidip çininin şekil aldığı envai çeşidi, muazzam eserleri görmüş olduk. Aşağıdaki tabloya hayran kaldım. Fiyatı birhayli pahalıydı ancak el emeği göz nuru olduğu için kesinlikle değer diye düşünüyorum.

Son olarak İznik’te yaşadığımız evi ve eski komşularımızı da ziyaret ettikten sonra ayrılma vakti geldi. Biz yola çıkarken gün İznik’te harika bir tablo gibi batıyordu.

Yolda dönerken buraya kalmaya gelmeli, düşüncesi sardı aklımı. Çünkü yapılacak , gezilecek bir sürü şey kaldı. İznik, tarihi dokusu, doğal güzelliği, sanatı, tüm yol boyunca uzanan meyve-sebze bahçeleri, nefis yayın balığı (yemedik ama aklımızda kaldı) ile kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Yolunuz düşerse şimdiden iyi gezmeler diyorum 🙂

Son dönem alışkanlığım “Easy Shop”

Ne zamandır bahsedicem, bir türlü fırsat bulamadım. İnternet üzerinden alışveriş yapmayı hem büyük kolaylık hem de geleceği günü beklemenin keyifli olduğunu düşünen bendeniz son dönemde Easy Shop’a sarmış durumdayım. DHL’in Amerika’dan alışveriş yapmayı kolaylaştıran bu hizmeti sayesinde artık heyecanla paket bekleme tecrübelerim hızla artıyor. Hazır dolar da bu kadar düşmüşken kim tutar beni değil mi? 🙂 Özellikle pasta malzemesi, yeni kalıp temini gibi ihtiyaçlarımı Easy Shop sayesinde Türkiye’ye gönderim yapmayan tüm sitelerden karşılayabiliyorum. Easy Shop’un da mantığı bu zaten. Amerika’dan Türkiye’ye gönderim yapmayan web adreslerinden de alışveriş yapmamızı sağlıyor. Easy Shop’a kayıt olunca Amerika’da bir posta adresim oldu ve satınaldığım ürünlerin dağıtımı için bu adresi veriyorum. Sonrasında gönderilerimi isteğim zaman DHL ile Türkiye’ye gönderiyorlar. Özellikle http://www.kitchenkrafts.com/ sitesinden ayrılamıyorum 🙂 Kullanımı kolay ve hesaplı bu hizmeti sizlere de tavsiye ederim.

Film Keyfi ve iki film önerisi

İzindeyken seyrettiğim iki filmden de keyif aldığımı söyleyebilirim. İlki Güz Sancısı, çektiği dizi ve filmleri , özellikle dönem eserleri olduğu için keyifle seyrettiğim Tomris Giritlioğlu’na ait olan bu film 50’li yıllarda geçiyor. Sağ-sol çatışmaları, azınlık grubuna bakış açısı ve tüm bu senaryonun içinde bulunan imkansız aşk.. Güzel işlenmiş bir hikaye…

Diğer bir film ise kitabını okuyanların pek beğenmediği yönünde yorum yapılan usta oyuncu Tom Hanks’in başrolünü oynadığı Melekler ve Şeytanlar.. Da Vinci Şifresi filminden sonra yine din unsurları -sırlar-çözüm bekleyen ipuçları barındıran bir film. Kitabı okumadığım için heyecanla seyrettim. Bu da benim fikrim değil mi 🙂

Ooooo.. Baya bir yazmışım.. Umarım sıkılmamışsınızdır…
Bir sonraki bahanemde görüşmek üzere..
Afiyetle,