>MÜCVER ve BİRKAÇ FİLM ÖNERİSİ

>Bu ara mutfağımda hep yazın nimeti sebze ve meyveler başrolde. Sanırım sizlerin de öyledir. Son derece sıcak olan havalar nedeniyle canımız hafif yiyecekler çekiyor sadece ve en iyisi de sanırım bu. Kabak benim en sevdiğim sebzelerden biri. Bir de kabuklarının o içimi bir hoş eden yapışkanımsı dokusu olmasa daha da iyi olacak ama ne yapalım, gülü seven dikenine katlanır değil mi:)
Daha önce bir kaç tane kabaklı tarif yayınlamıştım.
Belki bu vesile ile onları da incelemek istersiniz diye düşündüm ve hatırlatmak istedim:

Mücveri annem küçükken sıkça yapardı. Hele de kabak dolması yapıldıysa oyulan kabakların içinden muhakkak mücver çıkartılırdı sofraya. Buzdolabında öylece masum masum duran 2 minik kabakçığı görünce aklıma evlendikten sonra hiç mücver yapmadığım geldi ve hemen kendimize kadar sadece 5 dilim çıkacak şekilde hazırladım. Bu malzemeyi çoğaltarak servis edeceğiniz porsiyon adedine arttırabilirsiniz.

Malzemeler:

  • 2 adet ufak boy kabak
  • 1 adet yumurta
  • ince kıyılmış dereotu
  • ince kıyılmış maydanoz
  • 1 avuç ufalanmış beyaz peynir (arzu etmeyen koymayabilir ancak kullanılacaksa tercihen yağsız peynir kullanmakta fayda var)
  • 1 adet ufak boy kuru soğan (ufak ufak doğranmış)
  • Evde varsa ufak doğranmış 1-2 sap taze soğan (gerçekten tadı harika bir aroma katıyor ancak yoksa kullanılmayabilir)
  • 1,5 yemek kaşığı un
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • Kızartmak için sıvıyağ

Kabakların kabuklarını iyice yıkayıp derin bir kabın içerisine rendeliyoruz. Soğanımızı da ufak ufak doğrayıp kabaklara ilave ediyoruz. Dereotu, maydanoz, peynir, varsa taze soğan, un,yumurta ve baharatlarını ilave edip tüm malzemeyi iyice karıştırıyoruz.

Bir tavaya sıvıyağ koyup kızdırıyoruz. Kızan yağa bir kaşık vasıtasıyla hazırladığımız harçtan koyup kaşığın tersi ile harcı yuvarlak şekle gelecek biçimde yayıyoruz. Tüm harç bitene kadar aynı işlemi uyguluyoruz.

İster soğuk, istersek de sıcak şekilde servis ediyoruz.

Servis önerisi : Yoğurt ile servis edilebilir. Ya da önceden hazırlayıp, ikram etmeden önce üzerlerine biraz kaşar peynir rendesi konup fırına verilerek daha şık bir servis elde edilebilir.

Sinema Keyfi

Ne zamandır film önerisinde bulunmadığımı farkettim. Malum ekranlara da yaz geldi ve izleyecek bir şeyler bulmak bir hayli zorlaştı. Ben de bunu vesile ederek hemen hemen her gün bir film seyrediyorum.

İşte son seyrettiğim bir kaç film, tabii ki romantik komedi ağırlıklı 🙂


Prens ve Ben 3 – Serinin son filmi. Artık sadece vakit geçirmek için seyrediyorum denilebilir. İlk iki film biraz daha romantikti , seyrettiriyordu ama balayı seyahatlerini konu alan son film artık bu seriye son vermeleri gerektiğinin sinyalini veriyor bence 🙂 Ama eminim 4 çekilecek, orada da Amerika’lı halktan bir kızla, Danimarka kralının bebeklerini seyredeceğiz 🙂


Kehanet, güzel başlamıştı ama sonu beni hayal kırıklığına uğrattı diyebilirim. Günümüzden 50 yıl önce bir ilkokulda öğrencilere 50 yıl sonra nelerin olacağı ve değişeceği sorularak, resmedilmesi isteniyor. Çocukların yaptıkları bir kapsüle konarak okulun bahçesine gömülüyor ve 50 yıl sonra açılıyor. Kapsülden çıkanlar ve zaman zaman ürperten sahnelerle gelişen film, çocuklarla seyredilmemeli.

Angelina Jolie… Bu kadar güzel oynanmaz ..Harika bir film. Seyretmenizi muhakkak tavsiye ederim. 1928’de başlayan filmde oğluyla yaşayan bir kadının başına gelenler anlatılıyor. Uzun ama seyri muhteşem.

İşte tam benlik bir film. Kafa dağıtmaya birebir. Bayanlar, bu filmin karelerinde kendimizi görmememiz işten bile değil çünkü varız 🙂 Alışveriş sapığı bir kızın başına gelen komik durumlar.Çok eğlenceli çokkk 🙂

Bu da komik bir film ama yanınızda çocuklarınız olmasın dikkat ! Bir çiftin tam çocuk sahibi olacakken yanlış anlaşılmalar nedeniyle 9 ay boyunca birbirleri ile konuşmamalarını konu alıyor. Açık denebilecek sahneler var!

İşiniz , erkekleri terk eden kadınlara , terk ettikleri erkeğin ne kadar iyi biri olduğunu hatırlatmak mı ? Hem de bunu iğrenç bir profil çizerek mi yapıyorsunuz ? En yakın arkadaşının sevdiği kıza , arkadaşının değerini göstermek isteyen genç kurduğu tuzağa kendi düşerse ne olur? My Best Friend’s Girl, bunu konu alıyor. Bu film de içerik itibari ile çocuklarla seyretmeye uygun değil ancak eğlenceli.

Afiyetle,

>PAÇANGA BÖREĞİ

>

Yılbaşı sofrasından vermek istediğim tarifleri henüz tamamlayamadım. Araya başka tarifler, konular girince baktım hepsi kalmış. O nedenle bugün Paçanga Böreğini yazmaya karar verdim. Aslında elimde yine çok konu biriktirecek bir durum söz konusu oldu. Cumartesi günü 18 kişilik bir çay davetim vardı ve haliyle yine mamalar pişirildi 🙂 Ama onlar sırasını beklesin, bugünün konusu Paçanga Böreği.

Herkesin ayrı bir stili olabilir, kimi direk kızartır, kimi galeta ununa bular kızartır, kimi içine sadece kaşar-pastırma koyar gibi gibi…

Bu benim tarzım 🙂 Fırında ve içinde domates-biber de var:)

Malzemeler: 8 adet için

  • 2 yufka
  • 8 dilim kaşar peynir (taze kaşar)
  • 8 dilim pastırma (eğer daha bol malzemeli seviyorsanız arttırabilirsiniz)
  • 8 dilim domates
  • 8 dilim biber (ince uzun doğranmış biber dilimleri)
  • sıvıyağ (yufkaların arasına sürmek için)
  • 1 adet yumurtanın sarısı

Birinci yufkayı tezgahımıza seriyoruz. Üzerine bir fırça yardımı ile sıvıyağ sürüyoruz. İkinci yufkanın da üzerine sıvıyağ sürüp, önce dikey ortadan ikiye sonra yatay ortadan kesiyoruz. Bir de çapraz olarak sağdan ve soldan keserek yufkayı 8 eşit parçaya bölüyoruz.

Elde ettiğimiz üçgenlerden alıp geniş kenarına kaşar peynir, pastırma, domates ve biber koyup kalın sigara böreği şeklinde sarıyoruz. Diğer dilimlere de aynı işlemi yapıyoruz.

Yağlanmış tepsiye börekleri dizip üzerlerine yumurta sarısı sürüyoruz. Önceden 180 derece ısıttığımız fırında üzerleri kızarana kadar pişiriyoruz.

Ne zamandır film önerisinde bulunmamışım.. Malum Prison Break ile meşguldüm 🙂 Uykusuz kala kala 4. sezonu da bitirince artık filmlerime geri dönebildim.

İşte seyrettiğim son 3 film.

Ghosttown – Kafa yormayan bir Holywood filmi, kendine dönük yaşayan bir adamın bir kaza sonucu ölen kişileri görebilmesi ile hayatının nasıl değiştiğini anlatıyor.

Avustralya – Tam 3 günde seyrettim 🙂 Uzun ama güzel bir film. Nicole Kidman’ı görmek bile yetti..Harika bir kadın bence. İngiltere’den kocasının arazisi için Avutralya’ya gelen bir leydinin Avustralya’nın yerli hayatına alışması ve orada yaşadığı aşkı konu alıyor.

Veee… Slumdog Millionaire … Oscar almış ama seyredilebilen nadir filmlerden bence. Nedense bu ödül alan filmleri fazla ağır ya da sanatsal buluyorum ben. Örneğin Üç Maymun’da içim şişti diyebilirim. Ama bu filmi görmeniz lazım. Kader, şans, yaşanmışlıklar ve aşk … Milyoner olmaya yetecek mi? Çok başarılı ve ödülü gerçekten hak etmiş..

Benden yine bu kadar..

Afiyetle kalın,

>SON DÖRT FİLM & YOĞURTLU HAVUÇ SALATASI

>Film izleme konusundaki bağımlılığım son sürat devam ediyor. Geçtiğimiz hafta seyrettiğim dört filmden bahsetmek istiyorum bugün sizlere.

İlki My Sassy Girl, benim gibi romantik film seviyorsanız New York’un güzel görüntüleri ile beraber hoşça vakit geçirebileceğiniz güzel bir aşk hikayesi.
The Queen, Prenses Diana’nın ölümüne İngiliz halkının, hükümetinin ve en önemlisi de Kraliçe’nin yaklaşımını konu alan gerçek hikayenin senaryolaştırıldığı bir film. İngiliz kraliyet ailesine dair yaklaşımlar ve kraliçenin ülke üzerindeki etkisi işlenmiş.
Ben keyif alarak izledim.
Woody Allen’in yönetmenliğini yaptığı Barcelona’nın sıradışı bir konusu var. Ama kesinlikle önyargılı olmayın ve Woody Allen’in gözünden karmaşık komediye bir göz atın.Barselona ve İspanya’nın tadına varın.
Bu filmi muhakkak izleyin. Can Dündar’ın bir yazısı vardı. Eğer yaşlı doğup bebek ölseydik nasıl olurdu hayatımız diye .. İşte bu film aynen bunu yansıtıyor. Doğduğunda ölmek üzere gibi gözüken, 80 belki de 90’larında bir ihtiyarın vücut yapısına sahip minik bebeğin büyüdükçe gençleşmesini konu “The Curious Case of Benjamin Button’a” tek kelime ile bayıldım.
Ben izlemeye ve izlenimlerimi size aktarmaya devam edeceğim 🙂
Gelelim havucumuza …
İşte pratik, sunumu gösterişli, ekonomik bir meze – salata.
Yılbaşı akşamı soframız için hazırladığım Yoğurtlu Havucun tarifi son derece kolay.
Malzemeler:

  • 4-5 adet havuç
  • 2 yemek kaşığı sıvıyağ
  • tuz
  • 1 kase sarımsaklı yoğurt
  • Süslemek için maydanoz

Havuçlarımızı rendeliyoruz. Sıvıyağı bir tavaya alıp havuçları yumuşayıncaya kadar soteliyoruz. Tuzunu ilave ediyoruz.İyice pişen havuçları bir süre soğumaya bırakıyoruz. Sarımsaklı yoğurt hazırlayıp havuçlarla karıştırıyoruz. Maydanoz ile süsleyip servis ediyoruz.

Yoğurtlu havuç salatasını Cevizli Kabak Salatası’nda olduğu gibi de ikram edebilir, misafirlerinize hoş bir sunum yapabilirsiniz.

Benzer yoğurtlu salata tarifleri:

Cevizli Kabak Salatası

Kereviz Salatası

Lahana Salatası

Pirinç Salatası

Yoğurtlu Bulgur Salatası

Yoğurtlu Patates Salatası

Afiyetle,

>SÜTLAÇ

>Şu anda resmen hareket güçlüğü çekiyorum. İnanın heryerim tutuldu ve azap içerisindeyim. Bu azabın bir numaralı sebebi yılların hamlığı ile cumartesi günü katılmış olduğum Pilates dersi.

Merdane yuvarlamanın ve TV karşısında düzenli göz kırpmanın ötesine geçerek 2 hafta önce spora başladım.Vücut 30 yaşın üzerine geçince alarm vermeye başlıyormuş ki benim alarmlar sırt ağrısı şeklinde kendini dile getirmeye başlayınca, kilo verme (??!!??!!) falan değil tamamen sağlık amaçlı (evet kesinlikle) evime en yakın spor salonuna yazılmak gibi bir girişimde bulundum. İki haftadır haftada 3 sefer gidiyorum (giderken beni görmeniz lazım) 🙂 Kendi kendime motivasyon sağlayarak çıkıyorum evden her seferinde “Hadi Müge’cim , gidince kendini süper hissedeceksin, hem evde na yapıcaksın, otur otur nereye kadar falan falan falan”

Haftada iki gün fitness cumartesileri de pilates yapıyorum, yani yapmaya çalışıyorum diyelim. Bu haftaki pilates dersi sonrasında herşey çok olağan ve sorunsuzdu. Bacaklarım hala beni taşıyabiliyor, dizlerim kıvrılma fonksiyonunu gayet iyi yerine getiriyor, el sallayabiliyor, boynumu büküp hüzünlenebiliyordum. Ama sonra dün yani pazar sabahı yataktan kalktığımda daha doğrusu kalkamadığımda anladım ki ben artık sadece yatarsam acı çekmiyorum. Adım Sürahi Nine’ye çıktı , ne o ben sağlıklı hayata kocaman bir adım attım. Allahım çorabımı kendim giyemediğim bir hayat nasıl sağlıklı olabilir ki? Geçer diyorlar, ama ben iki ayaklı bir sürüngen gibi topuğumu yerden kesmeden hırş hırş ses çıkartarak yürüdükten sonra geçse ne yazar. Acıyoooo be acıyooo 🙂

Pilatesmiş, neymiş? Pilates yaparken hareketlere yoğunlaşmak hangi kasları kullandığına dikkat etmek gerekirmiş. Galiba bir tek yanak kaslarım çalışmadı o gün, çünkü bir tek yüzüm ağrımıyor. Rehabilitasyon sağlarmış, acayip rehabilite durumdayım sormayın 🙂

Üzerine yine spor yaparsam çabuk geçeceğini söylüyorlar yahu ben sandalyeye oturamıyorum, hadi oturdum kalkamıyorum ki nasıl spor yapıcam , ağlamak istiyorum yaaa !

Cumartesi ders sonrasında herşey normaldi dedim ya. O gün şöyle güzel yemekler yapayım dedim canım kocama.İş güçten hep aynı yemekler bana da ona da bay geldi artık. Aklımda bir menü oluşturdum. Güzel bir süzme mercimek çorbasının üzerine daha sonra sizlerle tarifini paylaşacağım Cevizli Tavuk Sarmayı pişirdim. Sarımsaklı yoğurtlu soslu pazı kavurma ve pilavı da ekledim. Hadi dedim bir de tatlı olsun ama masum olsun. Şöyle bir sütlü tatlı. Sütlaçta karar kıldım. Hem normal hem de fırınlanmış şekilde hazırladım sütlaçları. Cumartesi akşamı menüm Engin’in beğenisini ve iltifatlarını topladı 🙂

Sütlaç

Malzemeler:

  • 1 kg süt
  • 9 yemek kaşığı toz şeker (Arzuya göre ayarlanabilir)
  • 1/2 su bardağı pirinç
  • 4 yemek kaşığı pirinç unu
  • 1 paket vanilya

Öncelikle bir tencereye yıkanmış pirinçleri koyup üzerini geçecek kadar su ilave ederek haşlayın. Pişen pirinçleri süzün. Tencerenize 1 lt sütü, şekeri, vanilya ve pirinç ununu ilave edip karıştırarak pişirmeye başlayın. Malzemeler sütün içinde eriyince pirinçleri ilave edin ve karıştırmaya devam edin. Kısık ateşte ara ara karıştırarak koyulaşıncaya kadar pişirin. Kaynamaya başlayınca ocağın altını kapatın. Servis edeceğiniz kaselere bir kepçe vasıtasıyla alın. Tarçınla süsleyip servis edebilirsiniz.

**** Fırın sütlaç yapacaksanız ısıya dayanıklı kaselere koymanız gerekir.

Fırın sütlaç için, fırınınızı ızgara modunda çalıştırın ve sütlaçların üzerleri kızarana kadar fırında bekletin.

Dün Sürahi Nine halimle sinemaya gittim. Ama gittiğime de oturup kalkamadığıma da değdi. Ne yapın ne edin bu filmi seyredin derim.

Vali, uzun zamandır en etkilendiğim Türk filmi oldu. Konusu kafamı çok karıştırdı, güvenimi sorgulattı, nerde yaşıyoruz diye düşündürttü, başımızdakiler kim dedirtti… En kötüsü de bu bitmez, bitmeyecek korkusu sardı.

Sayın Recep Yazıcıoğlu’nu rahmetle anıyorum. O’nun gibi insanlar daha çok olsa “Belki” derdim “Belki bu düzen bozulur”…

Afiyetle,

>WINX PASTASI

>İşte bu yüzden çok seviyorum pasta yapmayı. Bakın bir pasta sayesinde bu sefer de WINX CLUB neymiş onu öğrendim. Meğer bu kızlar bir çılgınlık aşamasında popülermiş bizim küçük jenerasyon arasında. Öyle ki sipariş gelip WINX pastası istiyoruz dediklerinde, cahil cühela bendeniz şuursuz bir şekilde NE PASTASI ? diye soruverdim 🙂Olsun, öğrenmenin yaşı yok fikri ile bu kızlarımızı da öğrendik. İyi de ettik doğrusu. Artık bir bilgi sahibi bendeniz dün akşam yakın arkadaşlarımızın evinde bizim Meliko’nun oda kapısındaki koca posteri görünce … Aaaa Winx kızları! diyerek Meliko’dan bir puan almayı başardım 🙂

Şimdii… bu haftasonunda neler yapıldı ?
1-“Winx kızları nedir?” dersi öğrenildi ve iki katlı bu pasta franbuazlı ve parça çikolatalı olarak tatbik edildi.
2-İlk kez pilates dersine gidildi 🙂 Bundan size ayrıca bahsetmeyi planlıyorum, görülmeye değerdim doğrusu 🙂
3- Üç adet DVD tüketildi .. Puanlamaya göre sıralıyorum …
1- 2- 3-

1 numara için söyleyebileceğim = Komik buldum, Türk ailesi ve Amerikan ailesinin yapılarını kafamda karşılaştırınca hatta trajikomik diyebilirim 🙂

2 numara = Sizi yormayan klasik bir Amerikan filmi , Ehh işte 🙂
3 numara = Bu ikinci filmmiş, birinciyi seyretmemiştim. 3.çekmelerine gerek yok 🙂 Vakit geçirtiyor sadece.
Şimdilik hoşçakalın..
Afiyetle,

>AYICIKLI BEBEK KURABİYELERİ

>Bekleyip durduğumuz o uzun bayram tatili benim için bugün bitti.Tekrar iş başı yaptım.Bayram sonrası nasıl bir ruh haliyle gelindiğini az çok tahmin ediyorsunuz sanırım.Neyseki hafta başladığı gibi bitti ve 2 günlük haftasonu giriyor araya.Pazartesi anlayacağız sanırım tam anlamıyla beklenen tatilin bitişini.Bundan sonra ne bekleriz? Belki yılbaşını. Ama şu bir gerçekki 2006 sonunda mailleri dönmeye başlayan meşhur 2008 yılı ve haftaiçine gelen süper bayramlarını da geride bırakmış olduk.2009’da ise işler kesat, hemen baktım 🙂

Bayramda İstanbul’da kaldık ama itiraf ediyorum çok sıkıldık. Eşimle birbirimize bakıp bugün ne yapsak diye düşünmekten çok yorulduk. Tatil ya, insan bir şeyler yapmaya güdümleniyor.

Bol bol film seyrettik diyebilirim.

Bunlar izlediklerimizden bazıları..
Rails & Ties , tam bir dram.. Annesi intihar eden bir çocuğun annesinin arabasına çarpan trenin operatörü ve onun karısı ile olan hikayesini konu alıyor. Çok beğendim mi? Hayır … 5 üzerinden 2 diyebilirim.
Traitor, macerasevenler için ilginç bir hikaye.İslami terör ve ABD konulu bir aksiyon filmi.Sıkılmadan seyredebiliyor insan.
The Accidential Husband, benim gibi romantik komedi sevenler için eğlenceli vakit geçirmenizi sağlıyor. Radyoda aşk doktoru programı yapıp, kadınlara öğütler veren bir bayanın başına gelen
komik olaylar ve tabii ki romantik sahneler:)
Nights in Rodanthe, eğer siz de Richard Gere hayranıysanız bu filmi seyretmeye başladığınızda zaten beklentiniz tavanda oluyor ama birden puffff diye sönüyorsunuz. Hataları kabul etme, sevdiklerine zaman ayırma ve değer verme anafikrini veren ve bence sıkıcı akışı olan bir film. Richard Gere filmi diyip aldanmayın derim 🙂

Pekiiii…. Geride bıraktığımız bir hafta boyunca sitede ne yaptım, hiiiççç:) Bugün hesapta Elmalı Turta’nın tarifini verecektim ama ne yalan söyleyeyim içimde bir rehavet, bir üşengeçlik..Kolayına kaçmayı yeğledim, itiraf ediyorum.
Bayramdan önce teslim ettiğim bir kurabiye sepetini yayınlamaya karar verdim. Bu kurabiyeleri yeni abla olan bir küçük hanımefendi için yaptım. Kızkardeşinin doğduğu gün okuluna götürüp arkadaşlarına dağıtması için.
Kendisi gibi cici ve süslü ayıcıklar hazırladım ve tek tek paketleyip yine aynı tonlardaki karton sepete yerleştirdim, böylelikle küçük Duru kurabiyelerini rahatlıkla dağıtabildi.
Kendinize iyi bakın ve afiyetle kalın,

>MARBLE CAKE

>
Marble Cake nedir? Evet sanırım önce bu soruyu cevaplamak lazım. İngilizce kelimeleri tek tek yorumladığınızda “mermer kek” olarak sonuç çıkıyor, yani mermere benzeyen kek. Nasıl yani nesi mermere benziyor? Sert mi? Yooo… Görüntüsü tabii..İki renkli yapılan yani yarısı kakaolu yarısı sade olan keke pastacılık camiasında efendim “marble cake” deniyormuş.Bunu da bu şekilde açıklamış olduk.

Eee aslında evlerimizin mihenk taşı, mutfaklarımızın vazgeçilmezi yılların kekinin adı meğer buymuş.Buyrun bir yaşımıza daha girelim 🙂

Bu keki aslında yaparken kafamda sadece şu fikir vardı :
Kocaman olsun, kalabalık bir gruba yetsin. İstediğim kadar oldu da. Kalabalık misafir grubunuza ya da uzun süreli tüketime uygun bir kek oldu..Hani yazlıklarda yapılır, saklama kabında tutulur, akşam beş çayında çıkartılır çıkartılır tüketilir ya o cinsten işte.

Kekin tarifinde bu uygulamadan feyzaldım, yani yine adaş şekerimden.
Bir kaç küçük değişiklikle beraber yaptığım bu keki Engin’in elinden zor aldığımı belirtmeden geçemeyeceğim.Sonrasında hani farklı olsun, siteye malzeme çıksın diye yaptığım tüm kekleri inatla reddetti. Adamcağız buna fena takılmış durumda:)

Gelelim malzemelerimize;

  • 8 adet yumurta
  • 2,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1,5 su bardağı yoğurt
  • 4 su bardağı un – birden ilave etmemekte fayda var.
  • 1,5 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 2 yemek kaşığıtoz kakao
  • 1 çay bardağı file fındık
  • kalıbımızı yağlamak için bir miktar margarin

Yumurtaların hepsini kırıp, toz şeker ile krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Daha sonra bu karışıma sıvıyağ ve yoğurtu ilave edip, çırpmaya devam ediyoruz. Un, kabartma tozu ve vanilyayı da ekleyip boza kıvamında bir karışım elde ediyoruz. Bu karışımın 1/3 ‘ini başka bir kaba alıyoruz ve buna kakao ilave edip iyice karıştırıyoruz.

Kek kalıbımızı margarin ile güzelce yağlıyoruz. Kekin taban kısmına file fındıklarımızı serpiştiriyoruz. Daha sonra önce sade karışımdan bir miktar döküyoruz. Üzerine kakaolu karışımın tamamını döküp bir çatal yardımı ile hare hare şekiller yapıyoruz. Son olarak kaln tüm sade karışımı tekrar döküyoruz ve yine çatalla hafifçe şekiller yapıyoruz.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 40-45 dakika kadar pişiriyoruz. Bir çubuk ya da bıçak batırarak ortasının pişip pişmediğini kontrol ediyoruz. Pişen kekimizi fırından çıkartıp bir ızgara üzerinde hafifçe kendisini çekmesini bekliyoruz. Daha sonra servis edeceğimiz tabağımıza ters çevirip kalıbından çıkartıyoruz.

Bu arada dün akşam Mustafa’yı seyretmeye gittim. İyi ki o kadar çok eleştiriyi okuduktan sonra gitmişim. Ben filmi çok beğenerek izledim. Taraflı bakmadım, ne mesaj verdiği ile değil, O’nun içindeki adamı seyrettim ve ATATÜRK’e bir kez daha hayran oldum. Filmde geçen bir söz tüylerimi ürpertti ve göz yaşlarıma engel olamadım.

“Her şeyi benden bekliyorlar” …

Ne yazık, bu hala değişmedi… Can Dündar’ın bir TV programında söylediği gibi başımıza ne gelse gidip Ata’mıza şikayet ediyoruz Anıtkabir’de. O’nun gibi birisinin gelmesini bekliyoruz belki de için için..Ya da keşke erken göçmeseydi bu dünyadan diye iç geçiriyoruz. Ya biz ne yapıyoruz? O’nun mirası için ne yapıyoruz? Neden hep bekliyoruz? Mustafa’yı izlerken sadece düşündüğüm, ne istediğini bilen ve bunun için varını yoğunu ortaya koyan müthiş bir insan. İçindeki Mustafa ile ATATÜRK olan bir önder.

Herkesin görüşleri farklı farklı..Ama bir filme bu kadar ağır misyonların yüklenmesini ben doğru bulmuyorum. Bu belgesel ne Atatürk’ümüzü sevenlerin sayısını azaltır, ne de çoğaltır. Sevmeyen O’nu bu filmle sever hale gelmez. İlkokul’dan başlayan zafer hikayeleri ile dolu kitapları okurken, aldığı soluğun , özgürlüğün , dilini, dinini serbestçe yaşarken ama buna rağmen hala farklı düşüncede olan bu filmden bir mucize çıkartmaz.Diyeceğim o ki, sonuçta memnun olsanız da olmasanız da gidin görün. İstemek ve başarmanın arasındaki çizgiyi ve bu çizginin rotasına bakın.

Yarın 10 Kasım..

Saygıyla anıyorum …