>SÜTLAÇ

>Şu anda resmen hareket güçlüğü çekiyorum. İnanın heryerim tutuldu ve azap içerisindeyim. Bu azabın bir numaralı sebebi yılların hamlığı ile cumartesi günü katılmış olduğum Pilates dersi.

Merdane yuvarlamanın ve TV karşısında düzenli göz kırpmanın ötesine geçerek 2 hafta önce spora başladım.Vücut 30 yaşın üzerine geçince alarm vermeye başlıyormuş ki benim alarmlar sırt ağrısı şeklinde kendini dile getirmeye başlayınca, kilo verme (??!!??!!) falan değil tamamen sağlık amaçlı (evet kesinlikle) evime en yakın spor salonuna yazılmak gibi bir girişimde bulundum. İki haftadır haftada 3 sefer gidiyorum (giderken beni görmeniz lazım) 🙂 Kendi kendime motivasyon sağlayarak çıkıyorum evden her seferinde “Hadi Müge’cim , gidince kendini süper hissedeceksin, hem evde na yapıcaksın, otur otur nereye kadar falan falan falan”

Haftada iki gün fitness cumartesileri de pilates yapıyorum, yani yapmaya çalışıyorum diyelim. Bu haftaki pilates dersi sonrasında herşey çok olağan ve sorunsuzdu. Bacaklarım hala beni taşıyabiliyor, dizlerim kıvrılma fonksiyonunu gayet iyi yerine getiriyor, el sallayabiliyor, boynumu büküp hüzünlenebiliyordum. Ama sonra dün yani pazar sabahı yataktan kalktığımda daha doğrusu kalkamadığımda anladım ki ben artık sadece yatarsam acı çekmiyorum. Adım Sürahi Nine’ye çıktı , ne o ben sağlıklı hayata kocaman bir adım attım. Allahım çorabımı kendim giyemediğim bir hayat nasıl sağlıklı olabilir ki? Geçer diyorlar, ama ben iki ayaklı bir sürüngen gibi topuğumu yerden kesmeden hırş hırş ses çıkartarak yürüdükten sonra geçse ne yazar. Acıyoooo be acıyooo 🙂

Pilatesmiş, neymiş? Pilates yaparken hareketlere yoğunlaşmak hangi kasları kullandığına dikkat etmek gerekirmiş. Galiba bir tek yanak kaslarım çalışmadı o gün, çünkü bir tek yüzüm ağrımıyor. Rehabilitasyon sağlarmış, acayip rehabilite durumdayım sormayın 🙂

Üzerine yine spor yaparsam çabuk geçeceğini söylüyorlar yahu ben sandalyeye oturamıyorum, hadi oturdum kalkamıyorum ki nasıl spor yapıcam , ağlamak istiyorum yaaa !

Cumartesi ders sonrasında herşey normaldi dedim ya. O gün şöyle güzel yemekler yapayım dedim canım kocama.İş güçten hep aynı yemekler bana da ona da bay geldi artık. Aklımda bir menü oluşturdum. Güzel bir süzme mercimek çorbasının üzerine daha sonra sizlerle tarifini paylaşacağım Cevizli Tavuk Sarmayı pişirdim. Sarımsaklı yoğurtlu soslu pazı kavurma ve pilavı da ekledim. Hadi dedim bir de tatlı olsun ama masum olsun. Şöyle bir sütlü tatlı. Sütlaçta karar kıldım. Hem normal hem de fırınlanmış şekilde hazırladım sütlaçları. Cumartesi akşamı menüm Engin’in beğenisini ve iltifatlarını topladı 🙂

Sütlaç

Malzemeler:

  • 1 kg süt
  • 9 yemek kaşığı toz şeker (Arzuya göre ayarlanabilir)
  • 1/2 su bardağı pirinç
  • 4 yemek kaşığı pirinç unu
  • 1 paket vanilya

Öncelikle bir tencereye yıkanmış pirinçleri koyup üzerini geçecek kadar su ilave ederek haşlayın. Pişen pirinçleri süzün. Tencerenize 1 lt sütü, şekeri, vanilya ve pirinç ununu ilave edip karıştırarak pişirmeye başlayın. Malzemeler sütün içinde eriyince pirinçleri ilave edin ve karıştırmaya devam edin. Kısık ateşte ara ara karıştırarak koyulaşıncaya kadar pişirin. Kaynamaya başlayınca ocağın altını kapatın. Servis edeceğiniz kaselere bir kepçe vasıtasıyla alın. Tarçınla süsleyip servis edebilirsiniz.

**** Fırın sütlaç yapacaksanız ısıya dayanıklı kaselere koymanız gerekir.

Fırın sütlaç için, fırınınızı ızgara modunda çalıştırın ve sütlaçların üzerleri kızarana kadar fırında bekletin.

Dün Sürahi Nine halimle sinemaya gittim. Ama gittiğime de oturup kalkamadığıma da değdi. Ne yapın ne edin bu filmi seyredin derim.

Vali, uzun zamandır en etkilendiğim Türk filmi oldu. Konusu kafamı çok karıştırdı, güvenimi sorgulattı, nerde yaşıyoruz diye düşündürttü, başımızdakiler kim dedirtti… En kötüsü de bu bitmez, bitmeyecek korkusu sardı.

Sayın Recep Yazıcıoğlu’nu rahmetle anıyorum. O’nun gibi insanlar daha çok olsa “Belki” derdim “Belki bu düzen bozulur”…

Afiyetle,

>WINX PASTASI

>İşte bu yüzden çok seviyorum pasta yapmayı. Bakın bir pasta sayesinde bu sefer de WINX CLUB neymiş onu öğrendim. Meğer bu kızlar bir çılgınlık aşamasında popülermiş bizim küçük jenerasyon arasında. Öyle ki sipariş gelip WINX pastası istiyoruz dediklerinde, cahil cühela bendeniz şuursuz bir şekilde NE PASTASI ? diye soruverdim 🙂Olsun, öğrenmenin yaşı yok fikri ile bu kızlarımızı da öğrendik. İyi de ettik doğrusu. Artık bir bilgi sahibi bendeniz dün akşam yakın arkadaşlarımızın evinde bizim Meliko’nun oda kapısındaki koca posteri görünce … Aaaa Winx kızları! diyerek Meliko’dan bir puan almayı başardım 🙂

Şimdii… bu haftasonunda neler yapıldı ?
1-“Winx kızları nedir?” dersi öğrenildi ve iki katlı bu pasta franbuazlı ve parça çikolatalı olarak tatbik edildi.
2-İlk kez pilates dersine gidildi 🙂 Bundan size ayrıca bahsetmeyi planlıyorum, görülmeye değerdim doğrusu 🙂
3- Üç adet DVD tüketildi .. Puanlamaya göre sıralıyorum …
1- 2- 3-

1 numara için söyleyebileceğim = Komik buldum, Türk ailesi ve Amerikan ailesinin yapılarını kafamda karşılaştırınca hatta trajikomik diyebilirim 🙂

2 numara = Sizi yormayan klasik bir Amerikan filmi , Ehh işte 🙂
3 numara = Bu ikinci filmmiş, birinciyi seyretmemiştim. 3.çekmelerine gerek yok 🙂 Vakit geçirtiyor sadece.
Şimdilik hoşçakalın..
Afiyetle,

>AYICIKLI BEBEK KURABİYELERİ

>Bekleyip durduğumuz o uzun bayram tatili benim için bugün bitti.Tekrar iş başı yaptım.Bayram sonrası nasıl bir ruh haliyle gelindiğini az çok tahmin ediyorsunuz sanırım.Neyseki hafta başladığı gibi bitti ve 2 günlük haftasonu giriyor araya.Pazartesi anlayacağız sanırım tam anlamıyla beklenen tatilin bitişini.Bundan sonra ne bekleriz? Belki yılbaşını. Ama şu bir gerçekki 2006 sonunda mailleri dönmeye başlayan meşhur 2008 yılı ve haftaiçine gelen süper bayramlarını da geride bırakmış olduk.2009’da ise işler kesat, hemen baktım 🙂

Bayramda İstanbul’da kaldık ama itiraf ediyorum çok sıkıldık. Eşimle birbirimize bakıp bugün ne yapsak diye düşünmekten çok yorulduk. Tatil ya, insan bir şeyler yapmaya güdümleniyor.

Bol bol film seyrettik diyebilirim.

Bunlar izlediklerimizden bazıları..
Rails & Ties , tam bir dram.. Annesi intihar eden bir çocuğun annesinin arabasına çarpan trenin operatörü ve onun karısı ile olan hikayesini konu alıyor. Çok beğendim mi? Hayır … 5 üzerinden 2 diyebilirim.
Traitor, macerasevenler için ilginç bir hikaye.İslami terör ve ABD konulu bir aksiyon filmi.Sıkılmadan seyredebiliyor insan.
The Accidential Husband, benim gibi romantik komedi sevenler için eğlenceli vakit geçirmenizi sağlıyor. Radyoda aşk doktoru programı yapıp, kadınlara öğütler veren bir bayanın başına gelen
komik olaylar ve tabii ki romantik sahneler:)
Nights in Rodanthe, eğer siz de Richard Gere hayranıysanız bu filmi seyretmeye başladığınızda zaten beklentiniz tavanda oluyor ama birden puffff diye sönüyorsunuz. Hataları kabul etme, sevdiklerine zaman ayırma ve değer verme anafikrini veren ve bence sıkıcı akışı olan bir film. Richard Gere filmi diyip aldanmayın derim 🙂

Pekiiii…. Geride bıraktığımız bir hafta boyunca sitede ne yaptım, hiiiççç:) Bugün hesapta Elmalı Turta’nın tarifini verecektim ama ne yalan söyleyeyim içimde bir rehavet, bir üşengeçlik..Kolayına kaçmayı yeğledim, itiraf ediyorum.
Bayramdan önce teslim ettiğim bir kurabiye sepetini yayınlamaya karar verdim. Bu kurabiyeleri yeni abla olan bir küçük hanımefendi için yaptım. Kızkardeşinin doğduğu gün okuluna götürüp arkadaşlarına dağıtması için.
Kendisi gibi cici ve süslü ayıcıklar hazırladım ve tek tek paketleyip yine aynı tonlardaki karton sepete yerleştirdim, böylelikle küçük Duru kurabiyelerini rahatlıkla dağıtabildi.
Kendinize iyi bakın ve afiyetle kalın,

>MARBLE CAKE

>
Marble Cake nedir? Evet sanırım önce bu soruyu cevaplamak lazım. İngilizce kelimeleri tek tek yorumladığınızda “mermer kek” olarak sonuç çıkıyor, yani mermere benzeyen kek. Nasıl yani nesi mermere benziyor? Sert mi? Yooo… Görüntüsü tabii..İki renkli yapılan yani yarısı kakaolu yarısı sade olan keke pastacılık camiasında efendim “marble cake” deniyormuş.Bunu da bu şekilde açıklamış olduk.

Eee aslında evlerimizin mihenk taşı, mutfaklarımızın vazgeçilmezi yılların kekinin adı meğer buymuş.Buyrun bir yaşımıza daha girelim 🙂

Bu keki aslında yaparken kafamda sadece şu fikir vardı :
Kocaman olsun, kalabalık bir gruba yetsin. İstediğim kadar oldu da. Kalabalık misafir grubunuza ya da uzun süreli tüketime uygun bir kek oldu..Hani yazlıklarda yapılır, saklama kabında tutulur, akşam beş çayında çıkartılır çıkartılır tüketilir ya o cinsten işte.

Kekin tarifinde bu uygulamadan feyzaldım, yani yine adaş şekerimden.
Bir kaç küçük değişiklikle beraber yaptığım bu keki Engin’in elinden zor aldığımı belirtmeden geçemeyeceğim.Sonrasında hani farklı olsun, siteye malzeme çıksın diye yaptığım tüm kekleri inatla reddetti. Adamcağız buna fena takılmış durumda:)

Gelelim malzemelerimize;

  • 8 adet yumurta
  • 2,5 su bardağı toz şeker
  • 1 su bardağı sıvıyağ
  • 1,5 su bardağı yoğurt
  • 4 su bardağı un – birden ilave etmemekte fayda var.
  • 1,5 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilya
  • 2 yemek kaşığıtoz kakao
  • 1 çay bardağı file fındık
  • kalıbımızı yağlamak için bir miktar margarin

Yumurtaların hepsini kırıp, toz şeker ile krema kıvamına gelinceye kadar çırpıyoruz. Daha sonra bu karışıma sıvıyağ ve yoğurtu ilave edip, çırpmaya devam ediyoruz. Un, kabartma tozu ve vanilyayı da ekleyip boza kıvamında bir karışım elde ediyoruz. Bu karışımın 1/3 ‘ini başka bir kaba alıyoruz ve buna kakao ilave edip iyice karıştırıyoruz.

Kek kalıbımızı margarin ile güzelce yağlıyoruz. Kekin taban kısmına file fındıklarımızı serpiştiriyoruz. Daha sonra önce sade karışımdan bir miktar döküyoruz. Üzerine kakaolu karışımın tamamını döküp bir çatal yardımı ile hare hare şekiller yapıyoruz. Son olarak kaln tüm sade karışımı tekrar döküyoruz ve yine çatalla hafifçe şekiller yapıyoruz.

Önceden 180 derecede ısıttığımız fırında yaklaşık 40-45 dakika kadar pişiriyoruz. Bir çubuk ya da bıçak batırarak ortasının pişip pişmediğini kontrol ediyoruz. Pişen kekimizi fırından çıkartıp bir ızgara üzerinde hafifçe kendisini çekmesini bekliyoruz. Daha sonra servis edeceğimiz tabağımıza ters çevirip kalıbından çıkartıyoruz.

Bu arada dün akşam Mustafa’yı seyretmeye gittim. İyi ki o kadar çok eleştiriyi okuduktan sonra gitmişim. Ben filmi çok beğenerek izledim. Taraflı bakmadım, ne mesaj verdiği ile değil, O’nun içindeki adamı seyrettim ve ATATÜRK’e bir kez daha hayran oldum. Filmde geçen bir söz tüylerimi ürpertti ve göz yaşlarıma engel olamadım.

“Her şeyi benden bekliyorlar” …

Ne yazık, bu hala değişmedi… Can Dündar’ın bir TV programında söylediği gibi başımıza ne gelse gidip Ata’mıza şikayet ediyoruz Anıtkabir’de. O’nun gibi birisinin gelmesini bekliyoruz belki de için için..Ya da keşke erken göçmeseydi bu dünyadan diye iç geçiriyoruz. Ya biz ne yapıyoruz? O’nun mirası için ne yapıyoruz? Neden hep bekliyoruz? Mustafa’yı izlerken sadece düşündüğüm, ne istediğini bilen ve bunun için varını yoğunu ortaya koyan müthiş bir insan. İçindeki Mustafa ile ATATÜRK olan bir önder.

Herkesin görüşleri farklı farklı..Ama bir filme bu kadar ağır misyonların yüklenmesini ben doğru bulmuyorum. Bu belgesel ne Atatürk’ümüzü sevenlerin sayısını azaltır, ne de çoğaltır. Sevmeyen O’nu bu filmle sever hale gelmez. İlkokul’dan başlayan zafer hikayeleri ile dolu kitapları okurken, aldığı soluğun , özgürlüğün , dilini, dinini serbestçe yaşarken ama buna rağmen hala farklı düşüncede olan bu filmden bir mucize çıkartmaz.Diyeceğim o ki, sonuçta memnun olsanız da olmasanız da gidin görün. İstemek ve başarmanın arasındaki çizgiyi ve bu çizginin rotasına bakın.

Yarın 10 Kasım..

Saygıyla anıyorum …

>DEREOTLU BULGUR PİLAVI

>

dereotlu bulgur pilavı

Bugün öğle arasında Fly Inn’e gittik. Oruçluyuz ya en azından vakit geçirelim dedik. D&R’a girip kendime eziyet etmek için Lezzet ve Sofra dergilerinin son sayılarını aldım.Tabii tıpkı bizim bloglarımızda da olduğu gibi dergilerin de ana konuları “Ramazan Sofraları”… Deminden beri o çorba senin, bu pilav benim .. bak babam bak 🙂 Bugün sanırım bana akşam olmaz 🙂 Bir sürü sayfayı işaretledim bile 🙂

Dergilere bakarken ben de girip sayfamı güncelleyeyim bari diye geçirdim içimden.Yaz bitti, herkes döndü. Artık daha sık güncellemek lazım değil mi 🙂

“Ne var elimizde?” diyerek fotoğraf makinamın hafıza kartını laptopa taktım..Arşiv geniş, yazılmamış bir sürü fotoğrafı öyle çekilmiş unutulmuş şey var. Baktım bir gün fotoğrafını çektiğim bir bulgur pilavı var 🙂 “Haahh demek bugünler için çekmişim” dedim ve koymaya karar verdim. Tarif tariftir, değil mi ama ?

Malzemeler:

  • 1 adet orta boy kuru soğan (rendelenmiş ya da yemeklik küçük doğranmış)
  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
  • 2 adet kabukları soyulmuş ve küp doğranmış domates
  • 3-4 adet ince kıyılmış yeşil biber
  • 1 çay bardağı ince kıyılmış dereotu
  • 2 su bardağı pilavlık bulgur
  • 1 yemek kaşığı salça
  • tuz, karabiber, kırmızı biber
  • 2 adet tavuk suyu bulyon (gerçek tavuk suyu varsa o da kullanılabilir)
  • 3 su bardağı sıcak su

Teflon tenceremize sıvıyağ ve soğanı koyup kısık ateşte soğanı soteliyoruz. Soğanlar yumuşamaya başlayınca biberleri de ilave edip karıştırarak pişirmeye devam ediyoruz. Soğan ve biberler iyice ölünce domatesleri ve salçayı ilave ediyoruz. Kaynamaya başlayınca bulguru, suyu, baharatları ve bulyonu atıp karıştırıp tencerenin kapağını kapatıyoruz.Bulgur kendini çekinceye kadar kapağını açmadan pişiriyoruz. Pilav kendini çekince ocağı kapatıyoruz. Kıyılmış dereotlarını ekleyip hafifçe karıştırıyoruz. Tencerenin üzerine bir havlu kağıt örtüp kapağı üzerinden kapatıyoruz ve bu şekilde yaklaşık 15-20 dakika kadar demlenmeye bırakıyoruz.

İşte böyle…

Bu arada aklıma öneri projemiz geldi 🙂 Hanidir bir şey önermediğim bir de tabii 🙂

Aşağıdaki filmi , romantik film seven kitleye tavsiye edebilirim.. Güzel bir aşk filmi.. DVD olarak bulabilirsiniz sanırım..

Pastalar konusundaki betimlemeleri ise senaryoda dikkatimi çeken öğelerden 🙂

Herkese güzel bir haftasonu diliyorum !

Afiyetle kalın,

>FRANBUVAZLI & PARÇA ÇİKOLATALI PASTA

>

Geçen yazımda kitap önerisi yapınca Sevgili Funda’nın çok hoş bir yorumu oldu yazdığım yazıya.

Her tarifle bir kitap önerisinde bulunmamızı tavsiye etti. Bu öneri çok hoşuma gitti. Her tarifte bir kitap önermemiz belki çok mümkün olmaz ama elimizden geldiğince yazılarımızda beğendiğimiz bir kitabı, filmi, oyunu vs.. anlatırsak hem bloglarımız bir anlam daha kazanır hem de benim gibi “ne okusam, seyretsem?” ya da “severek okur muyum, seyreder miyim?” acaba sorularınız sıkça oluyorsa buna çare olabiliriz 🙂

Ben bugün sizlere bir filmden bahsedebilirim mesela !

Mamma Mia, aslında çok eski ve meşhur bir Broadway müzikali. Ünlü grup Abba’nın birbirinden harika müzikleri ile insanı mest eden bir şov. Hatta bu Ekim ayında İstanbul’a gelecek.

Bu harika müzikalin iki hafta önce filmi de vizyona girdi. Bu sıcaklarda sinemaya mı gidilir demeyin, sakın bu filmi kaçırmayın. İnanın bana çok mutlu ayrılacaksınız sinemadan. Tüm film boyunca -mutlaka duyduğunuz ve belki de sözlerini bildiğiniz- Abba’nın biri bitip biri başlayan şarkılarını mırıldanacaksınız. Hatta belki de bütün salon kendini tutamayıp şarkılara eşlik dahi edecek 🙂 [Bizim salonda öyle oldu] Annem ve kuzenimle gittiğimiz salondan yine seyredelim, ben yine gelirim diyerek çıktık. Hemen Abba’nın tüm müziklerini internetten indiren kuzenim bir jenerasyona dahil olmanın mutluluğunu yaşıyor hala 🙂 “Eskiden ne güzel şeyler yapılıyormuş” diyip duruyor…

Hala bilet almadınız mı ??? Kaçırmayın derim 😉

İşte bir öneri daha yaptım, bakalım sırada ne olacak 🙂 Sizlerin de önerilerinizi bekliyorum tabii ki…

Bugün yazacağım, fotoğraf makinamın en eski tarihli karelerinden birinde sıkışıp kalmış, unuttuğum bir pasta olacak. Aslında tarifinde çok değişik bir şey yok. Şeker hamursuz, misafirlerine ikram edilmek üzere bir pasta yapmak isteyen olursa değerlendirebilir diye düşünerek koymaya karar verdim.

Malzemeler:

Pandispanyası için : (20 cm çember ya da kek kalıbı)

  • 6 yumurta
  • 170 gr toz şeker
  • 110 gr un
  • 1/2 çay bardağı portakal suyu
  • 50 gr kakao

Yumurta sarısı ve beyazlarını ayırıp, yumurta aklarını şekerin yarısı ile kar gibi oluncaya ve bıçakla kesilebilecek kıvama gelinceye kadar çırpıyoruz.

Şekerin geri kalanı ile yumurta sarılarını krema gibi oluncaya kadar çırpıp, portakal suyunu ilave edip kaşıkla karıştırıyoruz.

Kakao ve unu elekten geçirip, tüm malzemeleri biraraya getirip yumurta aklarını söndürmeden tahta bir kaşık ile hafifçe karıştırıyoruz.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında pandispanyamızı yaklaşık 25-30 dk kadar pişiriyoruz.

Pişen pandispanyayı kalıbından çıkartmadan soğumaya bırakıyoruz ve mümkün ise bir gece bu şekilde bekletiyoruz.

Arası ve üzeri için ganaj:

  • 400 ml sıvı krema
  • 500 gr bitter + sütlü çikolata
  • 1 kaşık tereyağ

Kremayı çok kısık ateşte hafifçe ısıtıyoruz. İnce ince kıydığımız çikolataları hafifçe kaynattığımız kremaya ilave edip, ocağı kapatıyoruz. İyice karıştırıp çikolataları eritiyoruz. Bir kaşık tereyağını da ekliyor, karıştırmaya devam ediyoruz. Buzdolabına koymadan kremanın koyulaşması için minimum 3-4 saat bekletiyoruz.

Yukarıdaki pandispanya ve ganaj tariflerini geceden yaparsanız ertesi gün pastanızı rahatlıkla hazırlayabilirsiniz.

Arasına :

  • Islatmak için şurup ya da reçel
  • Franbuvaz
  • Parça çikolata (ufak doğranmış çikolata parçaları ya da damla çikolata da kullanılabilir)

Pandispanyamızı eşit şekilde 3 kata ayırıyoruz. (En üst katı sert kabuğunu almak için bir parça tıraşlamanız daha düzgün bir yüzeyinin olmasını sağlayacaktır. En düzgün katı en üst katta kullanmanız gerekir)
Evinizde varsa çilek ya da franbuaz şurubu ile yoksa reçeli biraz sulandırarak bir fırça yardımı ile katları ıslatıyoruz. Birinci katı ıslattıktan sonra ganaj sürüyoruz ve franbuaz ile parça çikolata döküyoruz. Biraz daha ganaj sürerek ikinci katı üzerine oturtuyoruz. Aynı işlemleri tekrarladıktan sonra son katı oturtup tüm pastayı ince şekilde ganajla sıvıyoruz. Bu işlemden sonra pastamızı bir müddet buzdolabında bekletiyoruz. Daha sonra çıkartıp güzelce ganajla sıvama işlemini tamamlıyoruz.

Pastanızın üzerini arzu ettiğiniz şekilde süsleyebilirsiniz. Ben granül (bilye şeklinde) çikolata ile üzerini kapladım ve şeker hamurundan yaptığım güller ile dekore ettim.

Afiyetle,

>TUZLU KURABİYE – 2

>


ALTIN ŞANS

Bir haftasonu daha geldi ve geçti.. Zaman bence hızlandı.Ben artık buna kesinlikle inanıyorum.Zamanın ne derece göreceli bir kavram olduğunu hep düşünmüşümdür zaten.Gelin bir kez daha beraber düşünelim..

Şimdi çok istediğiniz bir şey yapacağınızı düşünün. Önünüzde günler belki de haftalar var.O zaman geçmek bilmez.O gün gelmez bir türlü.

Ama bir de kendinizi üniversite sınavında hayal edin ya da benim yaptığım gibi o güne şöyle bir gidin ve düşünün.O 180 dakika değil sanki 20 hadi bilemedin 30 dk gibi geçen siz kolunuzdaki saate baktıkça göz bebeklerinizin büyüdüğü o güne..Nedir bu şimdi? Görece değil mi bunun açıklaması..

O zaman neyin koşturması bu? Hayatın normal gidişatı sadece artık.Hayatın kendisi…

O yüzden bir bakıyoruz cuma olmuş bir bakıyoruz pazartesi.Bir bakıyoruz Mayıs bitmiş bir bakıcaz yılbaşı gelmiş.İşte bu akıp giden zamanın içinde tutunmaya çalışmak daha da zorlaşıyor her geçen gün..Ama yine de bünyemiz sanırım alıştı.Gıkımız çıkmıyor.Zaman hızlandıkça biz de daha hızlı asılıyoruz yaşamın küreklerine.

Şimdi başlık “tuzlu kurabiye” , alt başlık “altın şans” , yanda bir film posteri ..konu neden zamana geldi dayandı ? Efendim burası bir iç dökme platformu değil mi? Müge’nin içi kabarmış ..Anlatıverdi öylesine 🙂

Altın Şans dün akşamın DVD keyfine konuk oldu.. Pazar akşamları genelde yaptığımız bir aktivite DVD seyretmek.Son derece keyifle seyrettik.Özellikle Florida ve Bahama sahillerinde yapılan çekimleri ile beni büyülemeye yetti de arttı.Bütün gece “karpuz kabuğu denize düştü? biz ne zaman düşücez?” diye sayıkladım durdum 🙂 Hoş vakit geçirmek , ince espirileri ile tebessüm etmek isterseniz seyretmenizi tavsiye ederim.

Eee…DVD keyfi yaramazlık yapmadan çıkmıyor.. Çerez yetmez… Çayın yanına da bir şey olsun diye hemencecik bir şeyler yapıverdim mutfağa girip. Tuzlu kurabiyeleri ben çok seviyorum.Bu sefer aklımda Lezzet dergisinin Nisan sayısında gördüğüm bir tarifi denemek vardı.

Aslında benim sıkça yaptığım tarife benziyor ancak içinde yoğurt olunca sanki daha da başarılı bir sonuç elde ettim.

Malzemeler:

  • 250 gr oda ısısında yumuşamış tereyağ ya da margarin (ben Alba yağ kullandım)
  • 4 su bardağı un
  • 1 tatlı kaşığı tuz
  • 1 tatlı kaşığı mahlep
  • 1 paket kabartma tozu (Dr. Oetker susamlı-mahlepli kabartma tozu kullandım)
  • 2 çay kaşığı toz şeker
  • 1 çay bardağı sıvıyağ
  • 1 çay bardağı yoğurt
  • 1 yemek kaşığı sirke
  • üzerine sürmek için 1 yumurta sarısı
  • susam – çörek otu – haşhaş tohumu (hangisi tercih edilirse)

Margarini (ya da tereyağını) küp küp doğruyoruz. Un ile küp doğranmış margarini parmak uçlarımızla hafifçe yopurup, yavaş yavaş birbirine yediriyoruz. (Tuzlu hamuru fazla mıncıklanmaya gelmez derdi Sefa Ustamız) Daha sonra diğer malzemeleri de (şeker,tuz,mahlep,kabartma tozu,yoğurt,sıvıyağ,sirke) ekleyip yumuşak kıvamlı bir hamur elde ediyoruz. Bu hamuru buzdolabında yaklaşık 1 saat kadar bekletiyoruz. 1 saat sonunda arzu ettiğimiz şekli verip (ister benimki gibi saç örgüsü, ister kandil simidi gibi ya da başka) yağlı kağıt serili ya da yağlanmış fırın tepsisine diziyoruz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp istediğimiz şekilde susam-çörekotu ya da haşhaş tohumu serpip önceden 180 derecede ısıtılmış fırında yaklaşık 15 dk pembeleşinceye kadar pişiriyoruz.

Herkese güzel bir hafta diliyorum..

Afiyetle,